26 Aralık 2011 Pazartesi

Yeni yıl için blog yazdım. Aşırı tatlıyım.

Selam seyirci. zırt pırt blog yazmak huyum değildir bilirsin ancak 2011'in şu son günlerinde lanet 2011' e bir veda yazısı yazmak boynumun borcu galiba.. Hepimizin bir miladı olmuştur. Kimisi üniversiteyi kazandığı yılı miladı kabul eder kimisi koca bulduğu yılı.. hep bi mutluluk, bi yenilik, bi haklı gurur vardır o milatlarda. Yaşanmışlıkların en derinini, en özelini barındırır içinde.. İnsan başına gelebilecek en özel şeyi yaşadığını düşünür. O yüzden özeldir o yıl. o yüzden güzeldir ve ömür boyu unutulmayacaktır. o yılın getirdiği her güzel şey karşılığını ölümsüzlükle alacaktır. Benim miladım da unutulmayacak seyirci ama bakın ne güzelliklerle..

01.01.2011 00:01
Metrodayım. Metrodayım lan!! 1 dakika önce yeni yıla girdik ve ben konak yönünden bornova yönüne giden bir trenin boş ve soğuk vagonunda yapayalnızım. Haşaağğ, 3 koltuk önümde oturan gençleri saymaz isek eğer, evet yanlızlığımla başbaşayım. birbirlerinin yeni yılını kutluyorlar ve bir toplu taşıma aracında alkol alarak yeni yıla girmenin mutluluğunu yaşıyorlar, canlarım benim. Sağolsunlar az evvel yeni yılımı da kutladılar. Bende yüzümdeki süpersonik cool ifadeyle "ben partiye gidiyom laaan oğluuum" bakışı yaptım. Ama lanet olsun ki yanağımdan akan gözyaşı sebebiyle o bakışı hiç bi taraflarına takmıyorlar tabiki de. Hatta acıyorlar şuan bana. Çünkü onlar planlı olarak istedikleri gibi istedikleri insanlarla bir metro vagonunda yeni yıla girdiler az önce. oysa ben... o kadar ezik ve çaresizim ki şuan. Bak hala bakıyor biri. Utanmasa gelip elindeki bira şişesini uzatacak "katıl abla sende bize" diyecek. Aslında dese ne güzel olur lan. Ahh 2011 gelişinden belli başıma bi bok açacağın ya hadi bakalım hayırlısı..

28.02.2011 23:27
Herkes hayatta pişmanlık yaşamıştır. Yaşamadım diyenin yalanına sokayım! Herkes biraz zamanı geri almak istemiştir bazı anlarda. Herkes bi kere "keşke" demiştir. Ama bazı pişmanlıklar öyle büyüktür ki insanı eritir bitirir. Bu gece pişmanlığımın yüreğimdeki en büyük acısını yaşıyorum. Bir daha bu kadar acımaz canım, biliyorum. Bir daha bu kadar ağlamam. Bir daha bu kadar aciz olmam. Bir daha kimsenin karşısında bu kadar yenik düşmem. Bir daha asla bu kadar utanmam. Bu gece hayatımın en büyük renklerini siliyorum içimden. Bu gece senelerimi siliyorum, yaşanmışlıklarımı siliyorum kalbimden. Kalbimi söküp atıyorum canımdan bir parça gidiyor adeta. Ayağa ne zaman kalkarım bilmiyorum ama bu gece içimden bir ben gidiyor, tutamıyorum..


02.03.2011 22:35
Yazacak hiç bir şey yok. Kelimeler bile utanç veriyor. Bugün susmak kalıyor bana. Gidenlerin arkasından sadece susmak ve kabullenmek. Anlamayan o kadar fazla insan var ki.. Anlamayan, anlamak istemeyen ve hiç bir zaman anlamayacak olan.. Bu kadar anlamsızlığın arasında varlığıma şaşırıyorum. Nerdeyim ben?

20.04.2011 17:55
Alkol ne hoş şeymiş ya. Böyle sabah akşam içmek, içmek, içmek.. İnsan kendini hep olmak istediği yerde hayal ediyor içince. Alkolün en sıcak en tatlı yanı bu bence. Hani içtikçe içesimiz geliyor ya sanki içtikçe daha da ait oluyoruz olmak istediğimiz yerlere. Öyle huzur veriyor ki gülmelerimin anlamı oluyor. Düşünmüyorum, hissetmiyorum. Zaman öyle hızlı geçiyor ki zaten düşünecek fırsat bulamıyorum. Bazen varım bazen yokum. Yok olunca farketmiyor insanlar. Varlığımla aynı çünkü. Neyse uzun sözün kısası bi duble daha rakı alabilir miyim?

24.05.2011 19:13
Yanlız yaşamanın en güzel yanı üstüne basıp geçtiğim bira kutularının varlığından kimsenin şikayetçi olmaması bence.. neyse finaller başlıcak, 3. sınıfı bitiricem ben. Seneye mezun olucam lan ben! hadi derse kaçıyom, bay.


10.06.2011 21:34
Birazdan canım kardeşim Canan'ın mezuniyetini kutlamaya gidicez. Benim suya düşmüş Almanya hayallerimi de kutlucaz. 2 gün sonra Özdere'ye gidişimi de kutlarız. Belki yalnız da olsam mutluluğa dönüşümü sağlayan, bugün burada bunları gülerek yazmamı sağlayan 4 kişinin varlığına da kaldırırız kadehlerimizi.. Nerde akşam nerde sabah oluruz. Yaz geldi lan, bronzlaşmaya içeriz belki. Verdiğim 7 kiloyu kutlamak için bi de tekila içerim, oh mis! Selam tatil ben geldim. Şimdi makyaj yapmalıyım. Yeni topuklu ayakkabılarım da en az benim kadar tatlı.


25.06.2011 23.45
Özdere-Kuşadası yollarında bi yerlerdeyiz.

29.06.2011 04:02
Hayat ne değişik lan. Ayak uyduramıyorum. Yeni şarkılar çıkmış sözlerini bile bilmiyorum. Avanak avanak olduğum yerde dans etmeye çalışıyorum onu bile beceremiyorum. Yaşlanıyorum galiba. Çok yakın bi arkadaşım kaza geçirdi. Hastaneye yanına gidiyorum sürekli. O ayak uyduramadığım şarkıların çaldığı gecelerin birinin en çirkin anısı bu olucak galiba. "o arabada biz olsaydık garanti ölmüştük canan!" ne çirkin bi cümle bu ya. ay sus sus. hadi kaçtım ben. baysınız.


12.07.2011 17:55
Kazıdayım. Evrenin en mutlu insanı benim yeminle. Yarın arazi başlıyor. Thx God!


25.08.2011 18:56
Urlada bile hava serinlemedi. İzmir' den "yanıyoruz laaağğn!" diye mesajlar alıyorum. O kadar yoğun çalışıyorum ki mesajlara cevap bile veremiyorum. Özlediğim çok insan var. Özlediğim çok zaman var. Özlediğim çok mekan var. Ama unuttuklarımın yanında hiç kalıyorlar. İnsan yalnız kalınca düşünecek çok zamanı oluyor. Düşündükçe kızıyor, öfkeleniyor. Öfkemi toprağa bırakıyorum. Her sabah bu adada doğuyor güneş. Her sabah yeniden uyanıyorum hayata. Bazen yaşananlar aklıma bile gelmiyor artık. Kalbim ferahlıyor. Kalbim boşalıyor. Kalbim artık yenilenmek yeniden sevmek istiyor. Yorgunluğuna inat daha hızlı atmak istiyor. Çocuk olmak istiyor. Heyecanım o kadar büyük ki bazen yaşadıklarıma inat daha çok sevmek istiyorum. Umutsuz değilim artık yepyeni hayallerim var. Amaçlarım var. Hayattan çok başka beklentilerim var. İzmir yepyeni bir özge tanıyacak haber yok. Nasıl hafiflediğimi anlatacak kelime bile yok. Teşekkürler Klazomenai.


01.09.2011 21:10
Masada yazılmayı bekleyen raporlarım var. Ama 2 satır yazmazsam eğer ölürüm yemin ediyorum. Bayramın son günü bugün. Kazı evindeyim. Huzur doluyum. İzmir'den dönüşüm muhteşem oldu. Kordonda rakı içtim lan daha nolsun! Neyse, hoca geliyor raporları süze süze. Kaçtım.

10.10.2011 21:35
17 ders alıyorum arkadaş! 17 nedir ya!! Ama 4. sınıf olmanında haklı gururunu yaşıyorum. Bu senenin sonunda mezun olacağımı düşündükçe çocuklar gibi bağırasım geliyor. Annemler yarın yazlıktan dönüyor. Yarım kalan şaraplar bitsin bu gece.


08.11.2011 14:55
Yaş 24. Henüz yolun yarısı değil allaha şükür.

24.11.2011 16:10
Saflığım yüzünden başıma daha neler gelecek bilmiyorum ama şuan bildiğim tek şey maskeleri düşen insanlar fazlasıyla çirkin oluyor. Çirkinlikleri midemi bulandırıyor. Alın onları ya, istemiyorum.

03.12.2011 22:15
Hoşgeldin..

26.12.2011 22:51
O gün bugün lan sokarım günlüğe.


Zaman ne hızlı geçiyor değil mi seyirci. Bak gözümüzü bir açmışız 1 ocağa 5 gün kalmış. Çok uzatmayacağım da sanırım hayatımın hem en kötü hem en şanssız hem de en zor senesiydi 2011. Unutulmamayı hakketti, evet! Kaybettiklerim çok oldu ama kazandıklarım daha çok oldu. En başta büyüdüm be seyircim. Benim miladım da 2011 oldu. 2012 bu kadar belalı geçmesin ama bi'şeyler öğretmeye devam etsin. Sende yap seyircim, vallahi güzel oluyor. Yeni yılın şimdiden kutlu olsun. Öperim.

16 Aralık 2011 Cuma

küfüre karşıyız ama son kez.....

yıl m.ö 2011. aylardan aralık. 1 ay kalmış lan senenin bitmesine. m.ö esprisi de arkeolog olduğumdan, başka bir amacı yok. bugün taksici "nereye gidelim abla?" diye sorduğunda "bugün blog yazıcam lan!" dedim kendi kendime. yoksa alengirli bi şeyler olduğundan değil yani. o öyle "nereye .. abla?" diyince içimden o kadar farklı yer geçti ki.. o yerleri anlatsam anlatsam blogta anlatırım dedim kendi kendime. taksiciyede "alsancak abiiee" diyebildim sadece. oysa bi bilse içimde kopan fırtınaları. eminim ki bi büyük bitirirdik birlikte.

blogta aşırı küfür etmem hoş değilmiş. bana yakışmıyormuş. hayır, aslında güzel yazıyormuşum ama küfürsüz olsa daha hoş olurmuş. bi sittiriniz gidiniz efendim. blog benim, küfür benim. beğenmiyorsan okumayacaksın. ne yapayım her paylaşımda "+18" mi diyeyim. -ki bunu çok daha önceki kayıtlarımda belirtmiştim zaten. küfür günlük hayatta doğama aykırı, evet! bilenler bilir; yeni tanıştığım birinin yanında evin büyük kızı imajı çizerim hep. bilinçli, akıllı uslu, olgun, oturuşkun! ama yine bilenler bilir; değer verdiğim, önemsediğim birinin yanında kasmam kendimi. huzur vardır çünkü orada. salarım iplerimi. niye kasayım niye tutayım kendimi. o yüzden küfür etmeyen özgeyle tanışıp da "yok efendim neden küfür ediyorsun o kadar o cağğnım blogta" demeyin. orada bi durun, düşünün. önce hayatımdaki yerinizi sorgulayın. sonra benim bloğumu sorgulayın. oldu mu canlarım?

taksi yolculuğum boyunca aslında gerçekten nereye gitmek istediğimi ve nereye ait olduğumu düşündüm. 7 senelik bir boşluğun ardından o 7 sene öncesine geri dönüp bıraktığım yerden devam ettiğim hayatımın geri kalan kısmının nerelerde son bulacağını düşündüm. bi takım planlarım var elbette. hatta hiç bir zaman gerçekleşmeyeceğini bildiğim hayallerim bile var. sevdiğim insanlar var. sevmek istediğim insanlar bile var. yeniler var eskiler var. sevmekten hiç yorulmadım ben. şu hayatta becerebildiğim en güzel şey sevmekti galiba. bazen hiç şüphe duymadan sevdim. bazen sorgulamadan sevdim. bazen karşılık beklemedim. bazen seviyormuş gibi yaptım. bu bi kişi değildi sadece nesnelere de yükledim sevgimi. aslında bana hiç yakışmayan bir kazağı çok sevdim bazen. bazen de hiç bir zaman gidemeyeceğim bir şehri sevdim. bazen bile bile kötü bir insanı sevdim. bencil, çıkarcı, şerefsizin teki olduğunu bilirdim ama yine de sevdim. sevmekten hiç yorulmadım. içimde öyle çok sevgi biriktirmişim ki o sevgiyi yükleyecek insanları aradım hep. birini seçtim "gel bakalım sen yamacıma" dedim. yine sevdim. ne mi kaybettim? ahh seyirci hiç birinizin kaybetmediği kadar çok şey kaybettim. sevgim bazen o kadar çok zarar verdi ki bana.. bazen öyle güzel kullandılar ki onu.. bir dostu sevdim bana "ona yaptıklarını bize de yaparsın" dedi. bir bonsai' yi sevdim bir gün su vermeyi unuttum diye diğer gün soldu dangalak! bir mesleği sevdim ağzıma sıçtı, çıkarlarım için peşinde koşmadığım adam kalmadı. bir şehri sevdim benden o kadar fazla şey alıp götürdü ki bir daha gitmeye yüzüm kalmadı. ben sevdim onlar hep aldı. ama vazgeçmedim. 24 senedir bıkmadan usanmadan sevdim ve seveceğim seyirci. şimdi bi adamı sevdim. 7 sene önce bıraktığım çocuk ruhumla ilk defa bi adamı sevdim. elini tutmak bile huzur verdi. yanında çok şey buldum. en başta kaybetmişliği anlamasını sevdim. günahlarından benimle arınmak istemesini sevdim. günahlarımı onun sayesinde unutabilmeyi sevdim. aylardır bırakıp gitmek istediğim izmirimin sokaklarında onunla yürümeyi sevdim. ve sanırım sadece sevdim..

kim bilir belki bu seferde sevgim bir çocuğun en sevdiği oyuncak olacak. sıkılınca bir yere fırlatacak. ama öyle farklı bir hismiş ki bir adamı yeniden sevmek.. rüyanın en güzel yerinde o soktuğumunun çalar saati çalacak. uyandığımda "lan yine rüyaymış" diye kızıcam kendime. uyanıp kalkıcam yatağımdan. gidip yüzümü yıkıcam. basıp gidicem okula. yani o rüya bittiğinde hayatımda hiç bişey değişmicek seyirci. ama rüyayı ben yine de sevicem. en güzel hikayem olmayacak belki ama yine de bana yepyeni bir tadı hissettirdiği için sevicem onu.. var olduğu için sevicem. sayesinde sahip olduğum tebessümler için sevicem. sevmeyi bi kez daha sevdirdiği için sevicem.

işte bu yüzden herşeyin hayırlısı be seyircim. hayırlısı...

7 Kasım 2011 Pazartesi

İyi ki doğdum.

ahh seneler.. neler yaşatıyorsun, neler kazandırıyorsun ve yanında da neleri alıp götürüyorsun seneler.. ahh zaman.. neler öğretiyorsun adama.. hem de öyle bir öğretiyorsun ki yeri geliyor tokadını ata ata yeri geliyor saçlarımı okşaya okşaya.. öyle şeyler yaşatıyorsun ki unutulmuyor bi yerlerde hatta en derin yerlerde izler bırakıyor. öyle şeyler yaşatıyorsun ki unutmaya mecbur bırakıyorsun insanı. unutmak tek çare oluyor.

bugün benim doğum günüm. yaş oldu 24. Ama hala 11 yaşındaki doğum günümü unutamadım mesela ben hiç. İzmir' e kar yağmıştı. İlkokul arkadaşlarım evin önüne "iyi ki doğdun özge" yazmışlardı. O gün işte derin derin nefes alıp "iyi ki doğmuşum be özge" demiştim kendime. Öyle bir sevinçti be seyirci. sonra 16. yaş günümde babam önüme 1 duble rakı koyup "şerefine kızım" demişti. Arkada Zeki Müren - Sen kimseyi sevemezsin çalıyordu. Ve ben o doğum günümden sonra her rakı içtiğimde o şarkıyı söyledim. 18. yaş günümde hayatımın erkeği dediğim adam 18 tane gül alıp beni benden almıştı. O zamanlar o adamda o güllerde gözümde ne büyüktü bi bilsen seyirci. 22. yaş günümü ülkemden, sevdiklerimden ayrı bambaşka bir dünya da bir barın en kirli köşesinde futbol maçı izleyerek geçirmiştim. Çok içmiştim o gece. Dünyanın en saçma insanı ben olmuştum yeminle.

Bugün 24. yaş günüm seyirci. bir kadeh rakı, 3-5 dost yetiyor artık. Bi de zeki müren- sen kimseyi sevemezsin çalsın, yeter. Daha ne isteyeyim.

İyi ki doğmuşum be seyirci. ohh iyi ki varım yeminle. bugün en güzel benim! bugün benim!! Bugün en tatlı benim..

5 Ekim 2011 Çarşamba

Rakı istiyorum. Bir de peynir istiyorum.

ahh seyirci.. özledim be seyirci.. fonda en sevdiğim şarkı çalarken, ağzımda acı kahvenin tadıyla blog yazmayı özledim. blog yazarken kendimi kaptırıp yanan sigaramı unutmayı özledim. saatleri unutup mal gibi klavyenin başında kendimi kaybetmeyi özledim.


öyle bir kazı sezonu geçirdim ki resmen ruhum arınmış be seyirci.. ben her geçen gün  yüküm ağırlaşıyor sanırken meğer nasıl da hafiflemişim. silmişim. bitirmişim. dinlenmişim. daha önce hiç bulamadığım bir huzurla tanışmışım. her şeyden, herkesten uzak, güzel insanlarla güzel anılar biriktirmişim. toprağa her dokunduğumda yeni bir ben var olmuş içimde yok olanlara inat! her sabah elimde kahve, doğan güneşi izlerken bir yandan da defalarca ben doğmuşum da fark etmemişim. denizin özgürlüğünü izlerken kendi özgürlüğüme sonsuzluk katmışım. her akşam içtiğim biranın tadı sanki en güzelinden bi tat katmış hayatıma.. kahkahalarım yeni umutlar yaratmış.. başka bir ben olup da dönmüşüm. helal olsun bana be! neleri başarmışım. neleri arkamda bırakmışım. hiç bir kazı sezonunda olmadığı kadar keyif aldığım bu kazıda neleri aşmışım. bende ne büyük bir iz bırakmış. kurtuluşum olmuş. mücadelemin tek gücü olmuş. hayatımı bana bir hediye gibi geri vermiş de anlamamış kalın kafam.. 

ya seyirci.. bir bok olmayacağını sandığım hayatımdan şimdi neler bekliyorum bi bilsen.. neler hayal ediyorum.. öyle güzel olmuş ki bu kazı sezonu.. vay arkadaş!

şimdi açık bıraktığım bütün sayfaları kapattım. yepyeni bir sayfa açtım. önce hatalar yapmak istiyorum. büyük hatalar.. hatalardan öğrenmek istiyorum doğruları.. sonra görmek istiyorum.. tanımak istiyorum.. hiç görmediğim insanları, yerleri.. öğrenmek istiyorum bilmediğim hayatları.. kış gelsin istiyorum. yağmur yağsın istiyorum. hafta sonu cananla bayılana kadar içmek istiyorum. en sevdiğim şarkılar radyoda hep arka arkaya çalsın istiyorum. viyana' ya gitmek istiyorum. viyana sokaklarındaki şarap kokusunu istiyorum. annem artık gelsin istiyorum. okul bitsin istiyorum. var olanları kabullenmek değil yeni şeyler var etmek istiyorum. heyecanlarımı istiyorum. korkularımı istiyorum. sabahları erken uyandım diye kendime kızmak istiyorum. yan komşumuz şimdi kapıyı çalsın ve o mükemmel su böreğinden getirsin istiyorum. her sabah aynı saatte dolmuşta karşılaştığım ruh hastası kadının otistik oğlu artık zırlamasın istiyorum. rakı içmek istiyorum. yanında peynirde olsun istiyorum. çok şey mi istiyorum be seyirci.. 

sadece istiyorum...

ta kendisi..




24 Haziran 2011 Cuma

Bunun bi başlığı yok, bu da böyle.

Aşk acısıydı, vizesiydi, finaliydi, iş bulma telaşıydı, hedeydi, hödöydü derken bir yılı daha geride bıraktım. Yaz geliyor dedim, sen de yaz yaz dedim. Heyecanlandım. Şurada kıçı kırık 1 aylık tatilim için ne hayaller kurdum, kurdum, durdum. Kendimi alkolün sıcak kollarına bıraktım. İçtim, içtim, durmadan her gece içtim. Bu yaz için kurduğum beyaz elbiseli, dalgalı saçlı hayallerimle birlikte hiç ummadığım bi yere fırlatıp atıldığım garip bi dünyadan yazıyorum bunları seyirci. Sanırım daha önce hiç hayal etmediğim kadar fazla büyük hayaller kurdum bu yaz için. Ama daha ikinci haftasında başıma gelmeyen kalmadı. Ellerim belimde, ağzım bi karış açık öylece izliyorum yaşadıklarımı.. Hızlı yaşamanın verdiği bir yan etki sanırım bunlar.. Tam dondurmanın en güzel yerinde dondurmanın yere düşmesi gibi galiba.. Ama pes etmedim, hala yara bere içinde hayal kurmaya devam ediyorum. Hala açmadığım kapılar var çünkü.. Hala içini merak ettiğim dünyalar var. Ama sanırım en büyük hatam bişeyleri gözümde sürekli fazla büyütmem.. Abartmam belki de.. Yaşamımın senelerdir paslanması, olduğu yerde eskimiş olması, herşeyin hamlaşmasıyla da alakalı olabilir. Yeni şarkılar çıkmış, eşlik bile edemiyorum seyirci.. Adeta yaşlanmışım da büyük kızımın lise vedasında onu alkışlıyormuşum gibi hissediyorum kendimi.. Büyük gece kulüplerinde çılgınlarca dans eden arkadaşlarıma sadece gülümsüyorum. Onlara uyum sağlamak için deliler gibi içiyorum bu sefer de daha önce hiç duymadığım şarkılarda ritme ayak uydurmaya çalışıyorum, beceremiyorum. Çok geride kalmışım çok! Modern ilişki anlayışına zaten çok uzağım. Herşeyde kesinlik arıyorum. Grilerden hep uzağım, ya siyah olsun ya beyaz arkadaş! O aralarda yaşananlar bir bıçak gibi batıyor boşluğuma! O anlamsız, halen dolduramadığım boşluğumun da sıkıntıları var tabii.. Hayatımda herşeyin aslında tam olduğu şu zaman sürecinde neyin eksik olduğunu bilemediğim bir boşluğum var avcumun tam içinde.. Öyle sıkıyorum ki avcumu arada kimselere belli etmeden açıp bakıyorum, göz kırpıp tekrar sıkıyorum yumruğumu..

En iyisi artık kazıya gitmek.. İşimde gücümde olunca hayatın bulaşıkları daha az oluyor. En azından ben ekmeğin en güzel yerini yerken kırıntılarıyla başkaları uğraşıyor.

Telefonlarımı kapattım, adreste bırakmadım. Ulaşmak isteyenler için ben Urla' da Hellenistik çağın tam ortasındayım. İyi tatiller, bol güneşler..

not: yeni aldığım topuklu ayakkabılarım ayağıma vuruyor!!!

17 Mayıs 2011 Salı

"Blog yazmak için blog yazdığım günlerde gelecek" dedim. Geldi.

23 yıllık yaşantımda bu gece bir şeyi daha tecrübe etmiş bulunuyorum seyirci. Bu gece konumuz "umut". Yok beğenmedim, çok salakça oldu. Bu gece konumuz "hayat". ı-ıh cık, bu da olmadı. Bu gece konumuz en iyisi olmasın. Ortaya karışık ne varsa yazalım bitsin seyirci. Sokarım konusuna. Rahat rahat takılalım, bi başlığımız olmasın. Neden sınırlar çiziyoruz ki.. Dağılalım istediğimiz yere.. Neyden bahsetmek istiyorsak ondan konuşalım. Bu gece ki tecrübeme dayanarak aktarmak istediğim en can alıcı nokta şudur seyirci; insan hayatta nedenleri için var. Öyle az evvel söylediğim gibi "dağılalım, kafamız nereye biz oraya" diyemiyoruz işte aslında. Yani diyoruz da bunu hayat çerçevesinde yapamıyoruz. Anca böyle blog köşelerinde yazıyoruz işte. 

Hayata tutunabilmek için bi neden aramak şart. O nedeni de bulamayınca bi yerlerden bişeyleri çıkartıp "neden" kalıbı içerisine sokuyoruz hemen. Ama sanırım hayattaki en güzel "neden" en tatlı heyecanlar. Belki yeni umutlar, hayaller biriktirme çabası. Şu 23 yıllık yaşantımda ben ilk defa önümüzdeki 2 ay için takvimde her güne bi isim koyabiliyorum mesela. Bunu yapabilmiş olmak o kadar tuhaf geliyor ki şuan. Ama kendi düşüncelerimle, kararlarımla dolduruyorum o günleri. 98752 senelik bi ilişkiden sonra ilk defa gülümseyerek bakıyorum takvim yapraklarına. İlk defa geleceğimle ilgili kararları tek başıma veriyorum. Lan diyorum ayaktasın bak sapasağlam, tek başınasın. Sadece kendin için hayaller kuruyorsun. Sadece kendinin olduğu bir dünya yaratıyorsun kendine.. Bunların her birini gerçekten hayatıma anlam katabilicek şeyler buldukça daha da fazla hissediyorum seyirci. Attığım her adım kendime biraz daha güvenmemi sağlıyor. Kazı hocam çıkıp 1 hafta içinde 39458 tane çizim veriyor elime bitirmem için. Ve ben onları bitirip teslim ettiğimde bi kez daha güveniyorum kendime. Yüksek lisans için farklı fırsatlar çıkıyor karşıma ama ben istediğim şeyden vazgeçmiyorum. Onun için uğraşmaya devam ediyorum. Dostlarımla içtiğim kahve artık o kadar değerli ki.. Heyecanlarım var.. Özel olduğunu hissettiğim planlarım var.. Bunlar benim hayata tutunmam için sahip olduğum en güzel şeyler seyirci. 

Hayat çıkıpta "bu akşam ne yemek istersin?" diye sormuyor kimseye. İnsan o akşam ne yiyeceğinin hesabını oturup kendisi yapıyor. Çaba istiyor bazı şeyler.. Özen istiyor. En önemlisi "TAKTİK" değil "EMEK" istiyor. 

Ve yaşadığım onca şeyden sonra şimdi attığım kahkahaların bile bir anlamı var seyirci. Sanırım en güzeli de bu.. Şimdi yatayım sabahın köründe okula gitmek için.. İyi geceler, iyi umutlar seyirci..

dipnot: normal hayatta etmediğim küfürleri blog yazarken ediyorum. sanırım iç dünyamla ilgili..

2 Nisan 2011 Cumartesi

Ben eskiden..

Eskiden çok ezik bloglar yazıyormuşum. 


Eskiden ota boka ağlıyormuşum.


Eskiden o filmi izlemediğim için cidden malmışım.


Eskiden ben "ben" değilmişim.


Eskiden hayal kuramıyormuşum.


Eskiden en sevdiğim şarkıları bile duymuyormuşum.


Eskiden insanın canı nasıl yanar bilmiyormuşum


Eskiden hep sarhoş oldum sanıyormuşum.


Eskiden kendimi tanımıyormuşum.


Eskiden zamanı hep boşa harcamışım.


Eskiden bok gibi bi hayatım varmış lan.


Eskiden çok saçmalamışım.


Eskiden bazı şeylerin kıymetini bilememişim.


Eskiden beyni olduğunu sandığım insanları yanımda gezdirmişim.


Eskiden düşünmüyormuşum.


Eskiden kaygılanmıyormuşum.


Eskiden korkmuyormuşum.


Eskidendi heeeep eskiden..

Bu gece ergen olmaya karar verdim.

İnsan inandığı şeyler uğruna muhteşem hatalar da yapabilir. Kızmamalısın. Darılmamalısın eğer bir kardeşlik varsa aranızda. Sevgi, hoşgörü takıntıları da değil. Bir elmanın kırmızı olması, bir gülün öyle kokması, bir derdin halledilmesinin ardından gelen ferahlık kadar sıradan ve güzeldir hata yapmak da. Aşka çılgınlığın yakıştığı çağları neden unutalım? Neden tarihin çuvalına tıkalım tatlı serseriliği, az biraz sergüzeşt olmayı?! Ilımlılık mı kurtaracak insanlığı? Alttan alma mı örtecek bunca çirkefi, zorluğu, belayı? Demokrasi, senin saçlarından güzel olamaz. Senin yüzünden daha güzel olamaz krediler, faizler, repolar, tahviller. Dünyanın en uzun gecesi 21 aralık değil, beni terkettiğin gecedir. Beni üzdüğün, yorduğun, yıprattığın gecedir. Bir kabahat mi gerçekten kendi dışında birine hayranlık beslemek? ! Gerçekten kırıyorsun beni,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.


Şimdi sessizce uzaklaşmalıyım. Çünkü beni anlamadığını, anlamak için uğraşmadığını, hatta bunu önemsemediğini biliyorum. Aynı otobandaydık ve birimiz birimizin yanından geçip gitti. Hafızasızlığı, gurur saymanın adil yanı! . Hangimiz süratliydik; önemi kalmadı. Hangimiz daha özveriliydik; bunun da.. umarım mutlu olursun. Bunu bir çöküntü anında da söylemiyorum. Hiç kimse aldatmadı ötekini; yalnızca böyleydik işte! . Yüzüme öyle bakma nefretle,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



Benden uzaklaştıkça, bana ait olandan yakanı sıyırdıkça rahatlayacağını, herşeye yeniden başlayabileceğini sanıyorsun. Kimbilir, doğrudur belki de! . Adımın yaşamadığı, adımın özlemle anılmadığı yerlerde kime umut verebilirim ki zaten? Romantizmin tehlikesi büyük! Romantizmin esrarı büyüleyici! Romantizmin kanına girdiği insanlar bencil ve hırslı!
Ben seninle birlikte yaşlanabilecek kadar erken yola çıkmayı istemiştim; maceramız uzundu çünkü. Maceramızın tahakküm altına alınamayacak kadar mükemmel olması, donanımımızla ilişkiliydi. Yani, sen ne kadar sevecensen, ben ne kadar yıpratıcıysam.. o da o kadar mükemmeldi. Özveri denebilir buna. Evet, buna özveri demek beni mutlu ediyor. İnsan, özverinin çocuklara ad olarak verilebileceği bir dünyada tanımını kaybediyor. Bu kaybedişteki kaosun ritmiyle çekiliyorum sana. Sen bir mıknatıssın şeffaf ve ben çekilirken sana içimdeki alelade metal parçalarıyla, kan şekerim düşüyor, ağzım düşüyor, ellerim.. en çok da ellerim düşüyor! . Sakın ha üstüne alınma,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



Ben seni kırmak için yaratılmadım. Uzun zamandır seni planlıyorum haksızca; cezalandırılacak kadar mı yabancı, tanınmaz ve suç yüklüydüm? ! Belki; seni çok yıprattığımın, bıraktığımın elbette farkına vardım, ama herşey mi benim aleyhte varoluşumla açıklanabilir? ! Beni, başta sana olmak üzere kimliklere karşı saldırganlaştıran koşulları tek başıma ben mi oluşturdum? Seni kaybettim. Bunu biliyorum. Seni kaybettiğimi sen çekip gitmeden önce de biliyordum. Ortadaydı. Bedel ve kefalet ortadaydı.. senin hakkında bir satır yazmamaya çalışmamın nedenini hiç düşündün mü? ! Sana ait olanları içten içe koruma uğraşı mıydı sanki bu: kuşkusuz. Hala da saygıyla ağlıyorum. Büyük bir tesadüfe yenildim, büyük bir eksen kaymasıyla, sihirbazın şapkasında sıkışıp kalan tavşan gibi,

Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.



Küçük İskender











31 Mart 2011 Perşembe

Bir şizofren kendini nasıl tedavi eder?

bloğum açılmış, çocuklar gibi şenim yemin ediyorum. sabaha kadar yazsam, yazsam diyorum. sonra mal gibi klavyenin üstünde uyuyakalsam.. sabaha kadar çalıp dursa "mfö- benim hala umudum var"..  sonra uyansam yine yazsam.. keşke hiç durmadan yazabilsem.. hiç durmadan anlatabilsem.. 

İnsan hayatı sikim gibi bişi işte böyle. (bu yazı da çok fazla küfür edicem, lütfen çocukları ekran başından uzaklaştırın.) öyle "zaman ne çabuk geçiyor, herşey unutuluyor be seyirci" gibi otantik cümleler kurmuycam. içimden geçenleri, hissettiklerimi akıtıcam bu sefer.. ben hiç yanlız kalmadım be seyirci. sanırım bu biraz kendi kendime yaptığım bi iyilik. yıllarca o kadar güzel insanlar biriktirmişim ki şimdi o güzel insanlarla devam ediyorum girdiğim yollara. hımhım, yeni yollar, yeni umutlar var önümde.. yeni hayaller var.. geçmişin izleri hiç gitmicek, hiç bırakmıcak beni biliyorum. ama işte "bi yerden tutun hayata" diyebiliyorum artık kendime. ben hiç yenilmedim be seyirci. bazen kendime hayran kaldım. sessizliğimle haykırdım. sustum. o kadar fazla sustum ki yaşadıklarımı sessizliğimle anlattım. ne kelimeler kifayet buldu anlatacaklarım için mısralarda ne de şarkılar bi anlam ifade etti onca şeye rağmen... bazen en güzeli sessizlikti seyirci. sanki yıllarca sesim çıkmamış gibi hissettim bazen.. evet, ağzıma sıçtı bu durum tabii.. bi insan herşeyi içinde yaşar mı demeyin, bu kancık dünyada kim her şeyi içine atabilmiş ki ben atayım?! yok efendim öyle denizlere martılara da anlatmadım bu sefer! bu sefer kendimle konuştum seyirci. aldım kendimi karşıma " akıllı ol lan!" dedim. kendime kendimi anlattım. sanırım en iyi iyileşme yöntemi bu. o tonlarca para akıttığınız mal psikologlar bunu bilmiyorlar işte. tıpta da adı yok bunun. ama insanı insan yapan şey bence kendiyle yüzleşmesi, kendiyle hesaplaşabilmesi.. lan ne çok borcum varmış meğer benim kendime.. şimdi düşünüyorum da kimseye olmadığı kadar kendime haksızlık etmişim. 

"zaman herşeye ilaçtır" diyenlere inanma seyirci. yok öyle bi dünya. zamanın bi boka yaradığı yok. insan her şeyin üstünden bin sene geçse bile unutmak istemediği hiç bir anı silemiyor hafızasından. anılar sürekli dürtüyor bok var gibi bi yerlerden. tam her şey bitti diyorsun, tak bi yerden bi fotoğraf çıkıyor. "tamam lan bitti geçti sikerim" diyosun bi yerde bi şarkı çalıyor, yamuluyorsun. alkole veriyorsun kendini. "bu akşam sıçana kadar gülücem, içicem" diyorsun. 4. bira bittiğinde salak salak yine geçmişe bırakıyorsun kendini. tüm bunlardan kurtulmak için çözüm önce içinde bitirebilmek bir şeyleri. insan hiç umudunun olmadığı bi dünya da yaşamasın be seyirci. gitsin ölsün bence. insan dönüşü olmayan yollara itmesin kendini. bok mu var amk.!! (bunu kısaltarak yazdım, o kadar da hayvan değilim.) 

hep bi yarın korkusu var ya o işte sıçıyor adamın ağzına. düşünmek istemiyorsun. abuk sabuk şeylere sarıyorsun. ahh be seyircim o yarınlar senin! sen nasıl istiyorsan öyle geçecek o yarın! sen neyin hayalini kuruyorsan, neyi istiyorsan onu yaşayacaksın. bırak artık bekleme onu.. gitti, bitti.. sen önüne bak. oh mis, tertemiz bi sayfa var bak. yaz, çiz, karala.. ama yoook! illa ki kendine acı çektireceksin değil mi.. illa şaftın kayana kadar ağlayacaksın. hiç dönmeyeceğini bile bile " dööönn bebeğğğeeiiimm" li şarkılar dinleyeceksin. bunun da çözümü basit be seyirci. basıp gideceksin. gidemiyorsan gitmelerin hayalini kuracaksın. yeni insanlar yaratacaksın, hayali arkadaşların bile olacak. yeni dünyaları tanımaya çalışacaksın. yeni hayatlar sokacaksın hayatına.. yeni geçmişlere ortak olacaksın. var olanlarla yenileri kaynaştıracaksın. sen hep kendini yeniye alıştıracaksın. dünyanın düzeni böyle işte. o döndükçe sende ona ayak uyduracaksın. 


hayat zor seyirci. kolay demiyorum. ama sen hayata değil hayat sana uyacak seyirci. sen hayatın değil hayat senin köpeğin olacak. attığın adımları saymacaksın, sen attığın emin adımlarla önüne bakacaksın. bi yerden tutunacaksın, bi yerden başlayacaksın. işte o zaman tadına varacaksın. içindekileri öldüremezsin. yaşadığın her an senin çünkü. sana ait, senin izlerin, senin eserin. onlardan kurtulamazsın. ama onlarla yaşamayı öğreneceksin seyirci. onlarla mutlu olmayı öğreneceksin. her bitiş, bir başlangıçmış. ben bunu en ağır şekilde öğrendim. şimdi elimde kocaman, bembeyaz bi boşluk var. o tertemiz boşluğa bir bir ben yerleştiriyorum hayallerimi.. gülümsüyorum artık seyirci.. her gün huzurla uyanıyorum. beni benden daha iyi kimse bilemez. bunu da en iyi ben biliyorum...


















Elveda sana! yeter, tamam bitsin artık bu dram, bu fotoroman 
Ham meyvayiz hala, koparmışlar dalımızdan 
Güzel günler bizi bekler eyvallah dersin olur biter 
Güzel günler bizi bekler eyvallah dersin geçer gider
Bıraksam kendimi şöyle oh ne rahat 
Bu da geçer gülüm yaşamana bak 
Alınacak dersler var, sorulacak sorular.. 
Buda geçer gülüm bizden bu kadar..

Mazhar Alanson

21 Şubat 2011 Pazartesi

hatalaarr.. hatalaarr. hatalaaar.. (3 kere, "a" lar uzun okunacak ve son kelime bitince iç çekilecek)





hayat tarifi imkansız, saçma sapan, bokum gibi bişi.. insanı ne zaman, nerelere sürüklüyor hiç belli değil. isyan etmeye hakkımız yok. bağırıp çağırmak aman ha kimin haddine.. herkes eline verilenle yetiniyor. "hayır" diye bir kelime yok bu sözlükte. sana verilenle yetineceksin, ha beğenmediysen siktirolup gitmek de yok. mal gibi çekiceksin başına geleni.. 


aslında isyanım neye kime bilmiyorum seyirci.. kendi yediğim bi takım bokların getirileri sonucu hayatımın en salak döneminden geçiyorum galiba. ne istediğimi, kimi istediğimi bile bilmiyorken oturup "lan belki bloğa yazarken açılırım" umuduyla mal gibi klavye başında oturuyorum öylece. o kadar gerizekalı bi durumdayım ki ne yazdığımı, niye yazdığımı bile itiraf edemiyorum kendime. bi insan aynı boku kaç kere yer seyirci? bi insan bile bile yanlış olduğunu kaç defa tekrar eder mal gibi aynı şeyi? bi laf vardır bilirmisin seyirci, bi insan bi hatayı bi kere yaparsa hatadır ama iki kere yaparsa aptallıktır. peki ya bi insan o hatayı 34958634 kere yaparsa ona ne isim veriyoruz?! hayatımın, zırt pırt gözümün önünden film şeridi gibi geçtiği zamanlardayım. oturup içimi döküp, aklımı bi kenara koyup, yüreğimden geçenleri anlatacak kadar cesaretim bile yok. neyden, kimden korkuyorum bilmiyorum. Küçük İskender diyor ya; Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana.


anlatamıyorum.. bazı kelimeleri saklı olduğu yerden çıkarırsam eğer bir daha ayağa kalkamam gibi geliyor. pişmanlıklarım o kadar fazla ki.. o kadar çok ki.. nedenlerini her sorguladığımda canımı bi kez daha yakıyorum. karşımda biri var. kocaman biri.. bütün görkemiyle karşımda öylece duruyor.. yüzü, gözleri parlıyor. o kadar çok parlıyor ki hemde, gözlerim kamaşıyor, bakamıyorum. ellerimde kan, ellerimde pas, ellerimde pişmanlıklar, ona dokunamıyorum. dokunmaya korkuyorum. yüreğim en derinde, sanki son vuruşlarıymış gibi onun adını sayıklarken, ben pişmanlıklarım altında ezilip kalıyorum. kimdi, neydi bilemiyorum ama sonu olmayan bi sokakta, hayvan gibi yağan  yağmur altında mal gibi ne yapıcağını bilemeyen bi zavallıyım sanki..  




önümde binlerce yol ayrımı var. hangisi doğru, hangisi yanlış bilmiyorum. eski ben olsam, canım nereye çekerse oraya gidicem. ama içimde bi yabancı var, onu ben bile tanımıyorum. sanki yıllar önce kaybettiğim kimliğim geri dönmüş gibi.. sanki yıllardır aradığım ruhumu bulmuşum gibi.. geçmişimin bütün saflığını bana geri getirip "al gerizekalı, bunları mahvettin" diyen bir ruha yenik düşüyorum. buz gibi bir suya girdim dün. yıkanan, temizlenen sadece vücudum değil, içimdi, düşüncelerimdi, yüreğimdi, ellerimdi. o buz gibi suyla arındım adeta. yeminler ettim, tövbeler ettim. yüreğimi olduğu yerden çıkarıp fırlatasım geldi. ellerimi kesmek istedim. kendimden kurtulmak istedim. öyle bir arınmak ki, veda ettim ruhsuzluğuma adeta.. sokaklar geldi gözlerimin önüne, insanlar geldi.. içkiler, şarkılar, gülümsemeler, kelimeler, dönen ışıklar, bir bahar havası geldi gözümün önüne.. sonra yağmurlar, acılar, acıtanlar! hepsini sildim içimden. sildim acıtan her hatıramı adeta. sonra buz gibi suya veda ettim, söküp attıklarıma değil. 


bir başka ben değil, seneler önceki ben oldum. ait olduğum ben oldum. olmam gereken ben oldum. kaybettiklerime inat, daha çok kazanmak için söz verdim kendime.. savrulup giden hikayeme inat, en baştan daha güzel bir hikaye yazıcam diye yeminler ettim. elimden tutanlarla değil, bu sefer tek başıma ayakta kalıcam dedim. binlerce kez aynaya baktım. "hoşgeldin" dedim geri gelen ruhuma. "hoşgeldin" dedim seneler sonra tekrar bulduğum ruhuma.. 


şimdi bunları okuyanlar hiç ama hiç umrumda değil.. umrumda olan bunları hiç bir zaman okuyamıcak olan biri.. hiç bir zaman yaşadıklarımı anlayamıcak biri.. hiç bir zaman beni göremicek olan biri.. ben onun içinde bir başka adam sevdim. ben onun yüreğinde başka bir yürek sevdim. bir gün geri gelirse, eskisi gibi olursa yine baharlar, belki o zaman okur içimden geçenleri.. ama hiç bir zaman şahit olamıcak bu kelimelere, satırlara.. 


şimdi tutuyorum o adamın elini yeniden.. tekrar giriyorum o yola.. üzerimde bembeyaz bir elbise. ellerim artık kan kokmuyor. yüzümde yok artık o utanç. işte ayaktayım lan, işte burdayım diyebiliyorum hiç korkmadan. yaşadığım her şeyi bu satırlarla atıyorum bir uçurumdan aşağı sanki.. kirli olan her şeye veda ediyorum. utanan beyazlarımdan kurtuluyorum. 


"seni seviyorum" demenin o inanılmaz huzurunu içimde hissediyorum. gözlerimden akan her yaşla sana dokunuyorum. hiç gelemediğim sana, artık yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi adım adım yaklaşıyorum. seni seviyorum. SENİ SEVİYORUM ERKAL İPEK!













Evet, bloğa şarkı sözü yazan o mal benim.





Sessiz, yorgun, ağır, gözkapaklarım kapanıyor yine… Yine…

Yıkık, dökük, bu şehrin duvarları birer birer üstüme yıkılıyor yine…Yine…
Kuş sürüleri terk ederken bu şehri, ardında yoksul ve kimsesiz çocuk gibi bırakıyor yine… Yine…
Ve sonbahar sinsice yaklaşarak peşinde köpek gibi bir yalnızlığı üstüme sürüklüyor yine… Yine…
Sözler hep yalan! Yeminleri unut!
Bir veda bir sebepsiz tokat gibi çarpıyor yine… Yüzüme…
Şarkılar yalan! Duyduklarını unut!
Bir hikaye rüzgarın ellerinde savruluyor yine… Yine!
Kestim! Akıttım! Damarlarımdaki kanımda akan o kirli siyah yalanları! Olmadı!
Sildim! Çıkardım! Yüzümden kazıdım yüzüme çizdiğin o siyah derin yazıları! Olmadı!
Kustum! Tükürdüm içimde senden kalan o keskin o acıtan hatıraları! Olmadı!
Söktün! Defalarca diktim o küçük ellerinle açtığın ve sızlayan bütün yaralarımı! Olmadı!
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın çocuk!
Göremiyorum, duyamıyorum artık dokunamıyorum çocuk!
Anlatamıyorum anlatamıyorum artık ağlayamıyorum çocuk!
İnanmıyorum inanmıyorum artık inanamıyorum çocuk!
Bilmiyorum bilmiyorum artık sevemiyorum çocuk!
Ne yağmur, ne kar, ne yüzüme vuran rüzgar, canımı yakan acıtan sonbahar, daha dinmedi çocuk!
Seni silmedi çocuk!
ALEV ALEV YANAN KİRPİKLERİNDEN SAÇILAN KIVILCIMLARINLA BAŞLAYAN
BU YANGIN DAHA SÖNMEDİ ÇOCUK!
Sönemedi çocuk!
Bu viran şehirde, bu viran hikaye henüz bitmedi! Bitmedi bitmedi bitmedi çocuk! Bitemedi çocuk!
Bu aciz şarkılar, bu aciz dualar seni geri getirmedi getirmedi getirmedi çocuk! Dönmedin çocuk!
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
Bunu niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın… NİYE YAPTIN ÇOCUK.



Bugün günlerden hiç. Benim adım yok. Kanatlanıyor içimden binlerce siyah kelebek.
Savruluyor rüzgarda yaprak gibi kalbim, uzaklarda bir yerde. Kalbim kayıp.
Karanlığa dokunabiliyor sanki ellerim.
Sadece sesler duyuyorum. Ayak sesleri uzaklardan.
Susuyorum. Sessizlik keskin. Bekliyorum. Beklemek keskin.
Burdan gitmem gerek. Her şeyi unutmam gerek.
Acımıyor bileklerim. Acımıyor hiç! Acımıyor ellerim, avuçlarım. Acıtmıyor hiçbir şey.
Acımıyor tenim, dokunduğun yerler.
Acımıyor artık kalbim. Kalbim.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ellerimin izlerini.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki kaderimin sökülüşünü.
Sadece sessizce durup öylece izlemek istedim bir meleğin ellerindeki kalbimi.
Sadece öylece durup sessizce izlemeyi istedim, sadece bir meleği sevmeyi.
Hep bir şey eksik gibi ve hep bir şey yarım ve hep bir şey yok artık sanki.
Ne bir isim var duvarlarında, ne de okunabilen bir cümle.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ölümümü.
Öyle beyaz ve öyle, öyle maviydi ki. Öyle güzeldi ki ve öyle, öyle masum ama.
Öyle yanlış öyle, öyle yanlış ki ve öyle ve öyle çocuk.
Kalbim. Tüm maviler kirli şimdi ve tüm beyazlar utanç içinde ve sadece uyumak,
UYUMAK İSTİYORUM.

Cem Adrian- Bana ne yaptın

4 Şubat 2011 Cuma

''Dönüşüm muhteşem olacak'' dediysem affola seyirci, maalesef dönüşümün bi boka benzediği yok!

Merhabalar seyirci..
Uzun bir aradan sonra yeniden klavye başındayım. Günlüğüne ihanet etmiş ergen kızlar gibi ''yeeaa yazamadım işte günlüğüm, ama herşeyi anlatcam söz, mehmetten ayrıldım, hasanla çıktık ama yamuk yaptı ibne. sonra fatih yavşadı yüz vermedim ama mahmuta hastayım!'' tripleriyle ayrıntı veremicem. Ha çok merak eden olursa işi bıraktım, sade ve sadece okul hallerindeyim, asker yolu beklemekteyim ve lanet olası okulda bi dönemi daha geride bıraktım.

Bi zamanlar yazdığım blogları okudum yazmadan önce.. İnsanın hayatı aslında tahmin bile edemiceği kadar hızlı değişiyor. Girdiğimiz her yol bize farklı bir deneyim oluyor. Öğrendiklerimiz yanımıza kar kalıyor ama bi o kadar da fazla şey kaybediyoruz aslında! Ama inan artık bi sikimde değil birilerini kaybetmek seyirci! Onlar oturup ağlasınlar, onlar kaybetti çünkü! Oturup ''onları'' konuşup asablarımı bozamıcam şuan.

Okul hayatım çok boktan be seyirci! Erasmus yüzünden kalan bütün derslerimi bu dönem verdim ama hayvanımsı bir performans sergiledim. Takdir edin lan beni! Okul hayatımın kariyer kısmı bu aralar bok çukurunda resmen. Çalışıyor olmaktan gurur duyduğum kazımdan geçen hafta mail aldım. ''Bu sene çalışmayı talep ettiğiniz sektörde bi reaksiyon yok, çok istiyorsanız alakanız olmayan bi sektörde it gibi çalışabilirsiniz.'' demişler. Bu durumda amele gibi hiç anlamadığım bi alanda calısmak yerine çok sevdigim kazımdan vazgeçmeye karar verdim. Şimdi arayıştayım seyirci. Fellik fellik iş aramaktayım. Bende ülkemin işsizler yelpazesine sonunda katıldım yani!


Aylardır ''blog yaz artık, kafana sıçıcam'' diyen pek sevgili arkadaşım Canan'ın gönlü olsun diye bu akşam bir iki bişiler karalayayım dedim. Ancak İstanbuldayım, atmosferim performansımı iyi derecede yansıtıcak durumda değil. Bu bakımdan asıl yazacaklarımı İzmir' e saklıyorum seyirci. 


Ama en azından artık biliyorsunuz, ölmedim halen yaşıyorum. Kıçımın keyfi yüzünden yazmıyordum ama özlemişim. 40 yıllık blog yazarı değilim, her akşam '' lan millet bekler, kahvemi alayım da oturup yazayım'' diyemiyorum. Hatta, haşa bırak 40 yıllığı, ben blog yazarı bile değilim seyirci. Aman diyim komşular, yok öyle bi niyetimde! Bu ülkeye bi ''Pucca'' yeter. 

İzmirde buluşuruz yine seyirci. öptüm o zaman, ok, kib, bye!