lan çok mutsuzum! aşırı mutsuzum. sevmiyorum abi. kimseyi sevemiyorum şuan. istemediğim yerde, istemediğim bi ton dangalakla yaşıyorum. gerizekalı bi okulda falan okuyorum. bu nasıl hayat, tanrım al canımı kurbanın olam! geçenlerde annem psikoloğumla konuşmuş. rüyalarında ne idüğü belirsiz kelimeler konuşuo falan demiş. yazık korkmuş la kadın! sıyırdım diorum inanmıo! gönder diom beni yine avrupalara. gönder viyanaya, gurbetçi olcam ben diom! ha ona yok! ama rüyamda almanca konuşunca ne idüğü belirsiz kelime oluo. işe bak a yaradan!
özgürlük çok başka bişey ya. insan bi kere tattımı alışkanlık yapıyor bak yeminle okuyucu. hani böyle saat umrunda değil, elinde kağıt, batak masasındasın. edilen küfürler hak getire, tüketilen içki hele varya gariban doyurur ya. ama güzel işte. leş gibi sigara dumanına rağmen güzel arkadaş. 2 kişilik yurt odasında 7 kişi kalıyor abi. birinin ayağı öbürünün ağzında öylece uyuyor millet. biri horluo, biri gülüo, biri açmış pc'yi film izlicem dio. ama güzel abi. her türlü rahatsızlığa rağmen güzel. saat gecenin 4 ü, sokaklara çık bağır! anca 2 gavur polis gelir "ruhe bitte" der. bak bi de avrupalı çağdaş, polisi bile "lütfen" diyor. komşular yetişin! böyle tek başına kalmayı özler insan. lan bi sabahta bu hayvanların sesi olmadan uyanayım, annem okşasın saçımı der. ama yine de güzel. bi de ben şanslıyım. sabahları kaşarlı tost kokusuyla uyanırdım ben. ayşegülüm bi de en sertinden bi kahve yapardı. akşamın 5inde kahvaltıyla güne merhaba derdik. özledim ya. işte o özgürlüğü, o pesimist hayatı..
yok arkadaş, sevmedim ben böylesini. gelemedim tekrar böyle sıkı düzene. gecenin 5inde yatıp öğlenin 2 sinde uyanmama laf eden pek muhterem babamla yapamıoruz artık. ya evlenip gidicem, ya viyanama geri dönücem. öyle serzenişteyim bu aralar!
işte şimdi öyle açtım iki melankoli şarkı, yanımda bi şişe bira, salak salak blog yazıorum. "bu cumartesi naptın?" sorusunu soranın sebebi olucam o denli sinirliyim. sezen aksuyuda hiç sevmem ama moda girmek amaçlı "bir keeeendim bir been gidiyoruuumm" dinliyorum. ohh ohh bile bile canımı acıtıyorum! yaşasın ya oley!
25 Eylül 2010 Cumartesi
16 Ağustos 2010 Pazartesi
müsait değilim. çat!
vallahi salı geldi çattı. yarın ilk iş günüm. sakin ama bi o kadar da dolu dolu ve iyi geçmesini kendi adıma temenni etmekteyim şuan. bu seneyi düşünüyorum. değişik tecrübelere ev sahibi olucağım çok belli.. mesela benim canım sevgilim bu sene askere gidicek. sonra iş ve okul hayatını beraber yürütme çabalarım nasıl sonuçlanacak merak içindeyim. herşeyin en iyi şekilde sonuçlanmasını umut ediyorum sayın seyirciler!
bugün sıcağın tam ortasında evet bildiğiniz öğlenin 3 ünde burcuyla buluştum. canı kahve istemiş. erimeyi göze alarak alsancağa vardık. ama yok böyle bir sıcak! gerçekten yok! hani asfalta yumurtayı çaksanız az da çırpsanız omlet olur yahu! bizimki söyledi kahvesini yaktı sigarasını.. önce bi kaç saniye boş boş baktı sonra o tınılı ses tonuyla emir buyurdu. "anlat!" 4 gündür görüşmedik ya, mazallah hayatımdaki en ufak bi ayrıntıyı kaçırıveririr falan nolur sonra! sıradaki sıcak gazileri aytunga ve sedattı. 4 kişi bir masada hiç mi konuşacak bişi bulamaz ve sürekli mi birbirine sarar yahu! "sen kilo mu aldın?, çirkinleştin abi sen?, canım sıkıldı, kalkalım." kurulan en uzun cümleler bunlar.. ama durumun kesinlikle dostluğumuzun içindeki uyumsuzlukla bir alakası yok! tek sorun vallahi de billahi de sıcak! işte sonunda bu hale de getiriyor insanı bu havalar.. mayışık, huysuz, isteksiz ve hatta uyumsuz bir insan olup çıkıyorsunuz..
saatler sonra ,hatta gece yarısına nerdeyse 1 saat kala desek daha yerinde olur, evime varabildim. annem kapı komşumuz ferhat teyzedeymiş. bizim komşular böyle.. ferhat teyzeler, tülin amcalar.. vallahi şaka yapmıyorum sayın seyirciler.. böyle garip bi apartmanda yaşıyoruz. küçükken kafam karışırdı hep! tülin diye bi kız vardı bizim sınıfta, bende o zaman ilkokuldayım.. e bakıorum tülin, bir kız çocuğu abi! ama 3. kattaki amcayada tülin amca diyoruz. çocukluğum bu çelişkinin içinde geçip gitti işte.. herşeyi geçtim Tülin amca hakketten olmamış ama ya! baktım çantada anahtar yok, mecbur ferhat teyzenin kapısı çalınacak, e bi de malumunuz bir çay içmezsem yandım! bu kadınlar gerçekten işlerini çok iyi biliyorlar.. akşamın hatta nerdeyse gecenin verdiği serinlikte çay demlenmiş. balkonda miss gibi fesleğen kokuyor. insan zaten o an "yok ben anahtarı alıp eve gideyim" diyemiyor bile.. hemen ince bellide bir çay da geliveriyor masaya.. konuşulan konu 6. kata taşınan yeni komşularımız.. ahh seyirci ahh seyirci.. komşuluk bitmiş yemin ediyorum.. pek kıymetli annem ve kankası ferhat teyze her gelen komşuya börekler, kekler yapıp mutlaka hoşgeldine giderler. sanki apartmanda bu görev onlara verilmiş gibi mutlaka bu işi itinayla birlikte hallederler. bu sabah yine hazırlanmış kekler çalmışlar yeni komşumuzun kapısını.. kapıyı sarı saçlı, bakımlı hoş bir hatun açmış. annem elindeki keki uzatarak "hoşgeldinizzz biz alt katınızda oturuyoruz, bi hoşgeldiniz diyelim" demiş tüm sevimliliğiyle.. ahh benim iyimser, saf annem.. bu cümleyi kurarken kimbilir içi nasıl inceden bir sevinç dolmuştur.. ancak yeni komşumuz pek te hayal ettikleri gibi çıkmamış.. keki alıp "şuan müsait değilim" diyip o cümlenin son hecesinin bitmesiyle beraber kapıyı bizimkilerin yüzüne kapatıvermiş.. annem ve ferhat teyzede anın yarattığı şok ile tıpış tıpış geri dönmüşler.. ferhat teyze çayından bi yudum daha almadan önce " hayattaaa gitmem bi daha o kadının evine ayyyy terbiyesizzzzz! yelloozzzzz!" diye sağlam bi sövdü ya kadına hani haksız da değil.. güldüğüm ama bi o kadar da düşündüğüm bu olay bana bi kez daha zamanın aslında gerçekten değiştiğini ve beraberinde bi çok şeyide alt üst ettiğini etkili bi şekilde gösterdi.
seyirci, malum yarın iş güç.. şans dileyin bana en güzelinden.. sonraki blogta görüşmek üzere esen kalın canlarım..
bugün sıcağın tam ortasında evet bildiğiniz öğlenin 3 ünde burcuyla buluştum. canı kahve istemiş. erimeyi göze alarak alsancağa vardık. ama yok böyle bir sıcak! gerçekten yok! hani asfalta yumurtayı çaksanız az da çırpsanız omlet olur yahu! bizimki söyledi kahvesini yaktı sigarasını.. önce bi kaç saniye boş boş baktı sonra o tınılı ses tonuyla emir buyurdu. "anlat!" 4 gündür görüşmedik ya, mazallah hayatımdaki en ufak bi ayrıntıyı kaçırıveririr falan nolur sonra! sıradaki sıcak gazileri aytunga ve sedattı. 4 kişi bir masada hiç mi konuşacak bişi bulamaz ve sürekli mi birbirine sarar yahu! "sen kilo mu aldın?, çirkinleştin abi sen?, canım sıkıldı, kalkalım." kurulan en uzun cümleler bunlar.. ama durumun kesinlikle dostluğumuzun içindeki uyumsuzlukla bir alakası yok! tek sorun vallahi de billahi de sıcak! işte sonunda bu hale de getiriyor insanı bu havalar.. mayışık, huysuz, isteksiz ve hatta uyumsuz bir insan olup çıkıyorsunuz..
saatler sonra ,hatta gece yarısına nerdeyse 1 saat kala desek daha yerinde olur, evime varabildim. annem kapı komşumuz ferhat teyzedeymiş. bizim komşular böyle.. ferhat teyzeler, tülin amcalar.. vallahi şaka yapmıyorum sayın seyirciler.. böyle garip bi apartmanda yaşıyoruz. küçükken kafam karışırdı hep! tülin diye bi kız vardı bizim sınıfta, bende o zaman ilkokuldayım.. e bakıorum tülin, bir kız çocuğu abi! ama 3. kattaki amcayada tülin amca diyoruz. çocukluğum bu çelişkinin içinde geçip gitti işte.. herşeyi geçtim Tülin amca hakketten olmamış ama ya! baktım çantada anahtar yok, mecbur ferhat teyzenin kapısı çalınacak, e bi de malumunuz bir çay içmezsem yandım! bu kadınlar gerçekten işlerini çok iyi biliyorlar.. akşamın hatta nerdeyse gecenin verdiği serinlikte çay demlenmiş. balkonda miss gibi fesleğen kokuyor. insan zaten o an "yok ben anahtarı alıp eve gideyim" diyemiyor bile.. hemen ince bellide bir çay da geliveriyor masaya.. konuşulan konu 6. kata taşınan yeni komşularımız.. ahh seyirci ahh seyirci.. komşuluk bitmiş yemin ediyorum.. pek kıymetli annem ve kankası ferhat teyze her gelen komşuya börekler, kekler yapıp mutlaka hoşgeldine giderler. sanki apartmanda bu görev onlara verilmiş gibi mutlaka bu işi itinayla birlikte hallederler. bu sabah yine hazırlanmış kekler çalmışlar yeni komşumuzun kapısını.. kapıyı sarı saçlı, bakımlı hoş bir hatun açmış. annem elindeki keki uzatarak "hoşgeldinizzz biz alt katınızda oturuyoruz, bi hoşgeldiniz diyelim" demiş tüm sevimliliğiyle.. ahh benim iyimser, saf annem.. bu cümleyi kurarken kimbilir içi nasıl inceden bir sevinç dolmuştur.. ancak yeni komşumuz pek te hayal ettikleri gibi çıkmamış.. keki alıp "şuan müsait değilim" diyip o cümlenin son hecesinin bitmesiyle beraber kapıyı bizimkilerin yüzüne kapatıvermiş.. annem ve ferhat teyzede anın yarattığı şok ile tıpış tıpış geri dönmüşler.. ferhat teyze çayından bi yudum daha almadan önce " hayattaaa gitmem bi daha o kadının evine ayyyy terbiyesizzzzz! yelloozzzzz!" diye sağlam bi sövdü ya kadına hani haksız da değil.. güldüğüm ama bi o kadar da düşündüğüm bu olay bana bi kez daha zamanın aslında gerçekten değiştiğini ve beraberinde bi çok şeyide alt üst ettiğini etkili bi şekilde gösterdi.
seyirci, malum yarın iş güç.. şans dileyin bana en güzelinden.. sonraki blogta görüşmek üzere esen kalın canlarım..
15 Ağustos 2010 Pazar
"ben hiç........"
güzel bi şarkı buldum önce.. şuan arka fonda eşlik ediyor sağolsun.. bi de kahve yaptım ohh miss.. malum bi günde 2 blog kasıo arkadaş insanı.. ama yoğun istek ve ısrar var yapıcak bişey yok. bugün yazmazsam ölürdüm, uykularım kaçardı, sabahı edemezdim.. o derece mühim şuan yazacaklarım..
alkol insanı rezilde ediyor vezirde.. bi girdi mi adım adım adamın kanına dünyaları dönüyor arkadaş insanın.. güzeller çirkin, çirkinler güzel oluyor.. hele ki o ağızdan çıkan kelimeler yok mu.. insan ayılınca dilini koparası geliyor. yalansa yalan diyin pek kıymetli okuyucularım..
malum, yaşımız ilerledi.. flört dönemlerini de çoktan geçtik. ama hani "abi aç bi bira askerlik anılarını anlatayım sana, yok karımla/kocamla nasıl tanıştım dinle hele bak" zamanlarına da var biraz.. o yüzden ne mi yapılıyor bu çağda alkol ortamlarında.. o garip, iş bitiren oyunlar oynanıyor işte.. herkesin iç çamaşırları yerlerde.. eskiden şişe çevirmece oynardık, bilirsiniz.. 3-5 arkadaş toplanılırdı, hele birde kızlı erkekliyse ortam koyardık ortaya bi şişe, çevir bakalım kimde patlıcak o şişenin kapağı malum yerlerinde?! doğruluksa, okey sorun yok ama cesaret ahlakı bozuyor arkadaş.. yok efendim ahmeti dudağıyla yanağının birleştiği noktadan öp, yok efendim iç çamaşırını göster.. klasik ergenlik hormonlarının dürtüleri.. ama yaş ilerledi dedim ya olayın içine birde alkol giriverdi, düşünün halimizi.. ahlaksızlığın boyutu kelimelere dökülüyor artık.. kelimeler döküldükçe "küçük sırlar" artık sır olmaktan çıkıyor. Şişede yok artık, iş iskambil kağıtlarına kalmış.. hele de "ben hiç.." le başlayan cümleler kuruluyorsa o masada olanlar olmuştur arkadaş.. artık çok geç, dönüşü yok, herşey bir biir çıkacak ortaya..
bir arkadaşımın deneyimini paylaşıcam sizlerle.. Dinlediğimde çok güldüğüm ama pek kıymetli arkadaşım adına da bi o kadar üzüldüğüm bu unutulmaz deneyim.. yazlık arkadaşları, sıcak yaz akşamları, şişe şişe bira ve ortada iskambil kağıtları.. oyunun adı "ben hiç..". bir cesaret örneği arkadaş başlıyor o en tehlikeli cümleyi kurmaya.. "ben hiç blablabla.." eğer ki o hiç yapılmamış şeye siz bir kere bulaşmışsanız önünüzdeki kahve fincanın içindeki birayı dikiyorsunuz kafaya.. bi kere dürüstlük önemli.. yaptıysan içiceksin arkadaş! utanıyorsan sıkılıyorsan zaten masaya oturmucaksın. başlarda hafif meşrep "ben hiç" ler.. ama oyun ilerledikçe herkes daha bi sarhoş, daha bi güzel.. muhabbet olur olmaz belden aşağılara iniveriyor. gruplar, muruplar, fantaziler, unutulmayan şahsiyetler havalarda uçuşuyor. hele de masada zeki bir arkadaş varsa zaten diğerleri, safım, dökülüveriyorlar.. tabiki de oyunun sonu geliyor. herkes sarhoş, herkes rahat.. nasılsa saklı kalmış birşey yok artık.. biri ötekinin ilk deneyimini, öteki birinin en gizli fantezisini biliyor artık.. ama hani ahlak.. hani insanın özeli.. yok işte hepsi unutulmuş.. unutulmayacak cümleler, unutulmayacak anılar kalmış şimdi zihinlerde.. oyun biter ve herkes masadan kalkar.. evlerine gider kazazedeler.. sabah olunca düşer jetonlar bir bir.. trink trink " abiiiii ben neler anlattım yaaa".. haykırışlar, pişmanlıklar.. hele de aynı grup bir de düzgün kafayla gelirse bir araya.. susar hepsi, ne söylenebilirki artık arkadaş! dün gece söylenmiş herşey! mesela biliyorsun yanındaki arkadaş dağlarda sevişmiş.. diğeri bilmem kimin sırtından tahrik oluomuş abii.. ortam rezil! yüzyüze bakamıo kimse.. ama bıyık altı gülümseler de gizlenemiyor hani.. o pis sırıtmalar.. ama inceden pişmanlık, "keşke oynamasaydık, bok var abi, al işte bana gülüo pezevenk" düşünceleri bitiriyor o an insanı..
özetle siz siz olun, "ben hiç.." le başlayan cümleleri kurmadan önce bi kere daha düşünün.. evet, çok eğlenmiş bizim ki ama halen utanması da cabası..
hadi bakalım, bol içişler, çok gülüşler..
alkol insanı rezilde ediyor vezirde.. bi girdi mi adım adım adamın kanına dünyaları dönüyor arkadaş insanın.. güzeller çirkin, çirkinler güzel oluyor.. hele ki o ağızdan çıkan kelimeler yok mu.. insan ayılınca dilini koparası geliyor. yalansa yalan diyin pek kıymetli okuyucularım..
malum, yaşımız ilerledi.. flört dönemlerini de çoktan geçtik. ama hani "abi aç bi bira askerlik anılarını anlatayım sana, yok karımla/kocamla nasıl tanıştım dinle hele bak" zamanlarına da var biraz.. o yüzden ne mi yapılıyor bu çağda alkol ortamlarında.. o garip, iş bitiren oyunlar oynanıyor işte.. herkesin iç çamaşırları yerlerde.. eskiden şişe çevirmece oynardık, bilirsiniz.. 3-5 arkadaş toplanılırdı, hele birde kızlı erkekliyse ortam koyardık ortaya bi şişe, çevir bakalım kimde patlıcak o şişenin kapağı malum yerlerinde?! doğruluksa, okey sorun yok ama cesaret ahlakı bozuyor arkadaş.. yok efendim ahmeti dudağıyla yanağının birleştiği noktadan öp, yok efendim iç çamaşırını göster.. klasik ergenlik hormonlarının dürtüleri.. ama yaş ilerledi dedim ya olayın içine birde alkol giriverdi, düşünün halimizi.. ahlaksızlığın boyutu kelimelere dökülüyor artık.. kelimeler döküldükçe "küçük sırlar" artık sır olmaktan çıkıyor. Şişede yok artık, iş iskambil kağıtlarına kalmış.. hele de "ben hiç.." le başlayan cümleler kuruluyorsa o masada olanlar olmuştur arkadaş.. artık çok geç, dönüşü yok, herşey bir biir çıkacak ortaya..
bir arkadaşımın deneyimini paylaşıcam sizlerle.. Dinlediğimde çok güldüğüm ama pek kıymetli arkadaşım adına da bi o kadar üzüldüğüm bu unutulmaz deneyim.. yazlık arkadaşları, sıcak yaz akşamları, şişe şişe bira ve ortada iskambil kağıtları.. oyunun adı "ben hiç..". bir cesaret örneği arkadaş başlıyor o en tehlikeli cümleyi kurmaya.. "ben hiç blablabla.." eğer ki o hiç yapılmamış şeye siz bir kere bulaşmışsanız önünüzdeki kahve fincanın içindeki birayı dikiyorsunuz kafaya.. bi kere dürüstlük önemli.. yaptıysan içiceksin arkadaş! utanıyorsan sıkılıyorsan zaten masaya oturmucaksın. başlarda hafif meşrep "ben hiç" ler.. ama oyun ilerledikçe herkes daha bi sarhoş, daha bi güzel.. muhabbet olur olmaz belden aşağılara iniveriyor. gruplar, muruplar, fantaziler, unutulmayan şahsiyetler havalarda uçuşuyor. hele de masada zeki bir arkadaş varsa zaten diğerleri, safım, dökülüveriyorlar.. tabiki de oyunun sonu geliyor. herkes sarhoş, herkes rahat.. nasılsa saklı kalmış birşey yok artık.. biri ötekinin ilk deneyimini, öteki birinin en gizli fantezisini biliyor artık.. ama hani ahlak.. hani insanın özeli.. yok işte hepsi unutulmuş.. unutulmayacak cümleler, unutulmayacak anılar kalmış şimdi zihinlerde.. oyun biter ve herkes masadan kalkar.. evlerine gider kazazedeler.. sabah olunca düşer jetonlar bir bir.. trink trink " abiiiii ben neler anlattım yaaa".. haykırışlar, pişmanlıklar.. hele de aynı grup bir de düzgün kafayla gelirse bir araya.. susar hepsi, ne söylenebilirki artık arkadaş! dün gece söylenmiş herşey! mesela biliyorsun yanındaki arkadaş dağlarda sevişmiş.. diğeri bilmem kimin sırtından tahrik oluomuş abii.. ortam rezil! yüzyüze bakamıo kimse.. ama bıyık altı gülümseler de gizlenemiyor hani.. o pis sırıtmalar.. ama inceden pişmanlık, "keşke oynamasaydık, bok var abi, al işte bana gülüo pezevenk" düşünceleri bitiriyor o an insanı..özetle siz siz olun, "ben hiç.." le başlayan cümleleri kurmadan önce bi kere daha düşünün.. evet, çok eğlenmiş bizim ki ama halen utanması da cabası..
hadi bakalım, bol içişler, çok gülüşler..
pazar pazar acaba bu kız neler yazar?..
ho ho hoo! yaşasın blog yazmak! yaşasın blog yazabilmek hatta! klasik bir pazar gününden sonra ekranlarınızın diğer yüzündeyim sayın seyirciler.. klasik dediysem pek klasik değil aslında. sıcak, huysuz, boş, amaçsız bir pazar günü. bütün gün klimanın altında internet başında öldürülen vaktin ardından akşamın gelişi ve güneşin en sonunda bizi terketmesiyle birlikte sevgiliyle buluşulup buzzz gibi soğuk kahvenin yudumlandığı bir pazar günü.. ve sonunda bi yerlerim isilik oldu. boynumun saçlarımın verdiği rahatsızlıktan artık isyan etmesiyle önce küçük kızarıklarla başlayan o iğrenç görüntüsü şimdi an be an tahriş durumuna erişmiş arkadaşlar! işte öyle bir sıcak var izmirde! bugün alışveriş merkezlerine bir akım vardı resmen.. özellikle akşam saatlerinde gittiğimiz forum bornovada arabamızı koyacak yer bulamamız değil ekonomik kriz hatta milletimizin bolluk içinde olduğunu gösterir boyuttaydı. herkesin elinde 3-4 paket, poşet, ambalaj, vs.. herkesin altında bir araba.. galiba ülkemiz değişik bir çelişkinin altında boğulup kalma noktasında.. insanlar ya bolluk içinde ya da açlıktan ölüyor. ortası yok! yok öyle orta halli memur aileler artık! memursan açsın bi kere zaten! ne işin olur forum bornovada, alışverişte, sinemada.. bizim mağazayıda ziyaret ettik. ve gerçekten içeride gördüğüm manzara sonucu başlıcak olduğum iş beni biraz daha korkuttu. resmen izdiham! kasanın önü emekli kuyruğu gibi.. kabinler kendinden geçmiş alışveriş çılgını insanlarla dolu.. ve zavallı iş arkadaşlarım.. ha iş demişken zor ve bezdirici gibi görünen işimin bi başka çelişkiside şu ki; haftanın ilk günü olan pazartesi günü benim "off" günüm sayın seyirciler.. özetle salı günü iş başııı.. pazar günleri alışık olduğumuz bu çılgın ve aç insanların saldırarak alışveriş yapma manzaralarından sonra sevgilimle bi kahve içtik sonunda.. ahhh o kahvede olmasaydı...
yoğun bi hafta beni beklio sayın seyirciler.. yoğun olduğu kadarda farklı, alışık olmadığım günler geliyor yavaş yavaş.. meraklı, heyecanlı ve bi o kadar da gerginim aslında.. bakalım neler beklio beni.. bakalım neler görücez yeni iş yaşantımda..
bugün google da dolanırken dünya turlarına denk geldim.. dünya turu tabiri belki yanlış biraz, avrupa turları desek daha doğru.. bi kaç bloğu gezdim, bi kaç tur şirketini inceledim. yahu ne kadar güzel fırsatlar var.. Prag, Viyana olanlar daha çok dikkatimi çekti tabii. görmüş, gezmiş biri olarak bi bakayım dedim nereler var, kaça patlıyor bu iş.. Viyanada kaldığım süreçte bir hafta sonu programı çerçevesinde gidip gezdiğim aynı zamanda değerli bir arkadaşımıda ziyaret ettiğim prag beni müthiş büyülemişti mesela.. Evet demiştim arkadaş, İzmire küsersem bigün gelir burada yaşarım. Vallahi de billahi de yaşarım. Kış sezonunda, bütün şehrin karla kaplı olduğu ve dondurucu soğuğa rağmen büyük zevk aldığım Prag seyahati beni gerçekten derinden etkilemişti.. "Masal şehri" bence Pragtı artık.. 2. Dünya savaşında yapılan bi anlaşmayla şehrin bütün mimarisi ayakta kalmış.. savaş şehri yıkmamış, zarar vermemiş.. Şehri gezerken kendinizi hala orta çağda gibi hissedebiliyorsunuz.. Sonra insanlar çok cana yakın.. Sanki bir akdeniz kenti gibi herkes gülümsüyor. Halbuki kışları -18 dereceyi gören bir şehir burası.. hani derler ya havası sıcak olan şehrin insanı da sıcak olur diye.. yok arkadaş bu tezi çürütüyor Prag! Mutlaka gezilmeli, görülmeli...
Şehir tanıtımımızdan sonra konuyu nereye bağlasam bilemedim. yine klasik bi sonuç bölümü sıkıntısı yaşamaktayım şuan siz değerli okuyucularım... en iyisi işi uzatmayayım ve o hiç beceremediğim sonuç bölümünüde yazıp kurtulayım artık..
bir sonraki blogta tekrar görüşme üzere esen kalın değerli okuyucular.....
yoğun bi hafta beni beklio sayın seyirciler.. yoğun olduğu kadarda farklı, alışık olmadığım günler geliyor yavaş yavaş.. meraklı, heyecanlı ve bi o kadar da gerginim aslında.. bakalım neler beklio beni.. bakalım neler görücez yeni iş yaşantımda..
bugün google da dolanırken dünya turlarına denk geldim.. dünya turu tabiri belki yanlış biraz, avrupa turları desek daha doğru.. bi kaç bloğu gezdim, bi kaç tur şirketini inceledim. yahu ne kadar güzel fırsatlar var.. Prag, Viyana olanlar daha çok dikkatimi çekti tabii. görmüş, gezmiş biri olarak bi bakayım dedim nereler var, kaça patlıyor bu iş.. Viyanada kaldığım süreçte bir hafta sonu programı çerçevesinde gidip gezdiğim aynı zamanda değerli bir arkadaşımıda ziyaret ettiğim prag beni müthiş büyülemişti mesela.. Evet demiştim arkadaş, İzmire küsersem bigün gelir burada yaşarım. Vallahi de billahi de yaşarım. Kış sezonunda, bütün şehrin karla kaplı olduğu ve dondurucu soğuğa rağmen büyük zevk aldığım Prag seyahati beni gerçekten derinden etkilemişti.. "Masal şehri" bence Pragtı artık.. 2. Dünya savaşında yapılan bi anlaşmayla şehrin bütün mimarisi ayakta kalmış.. savaş şehri yıkmamış, zarar vermemiş.. Şehri gezerken kendinizi hala orta çağda gibi hissedebiliyorsunuz.. Sonra insanlar çok cana yakın.. Sanki bir akdeniz kenti gibi herkes gülümsüyor. Halbuki kışları -18 dereceyi gören bir şehir burası.. hani derler ya havası sıcak olan şehrin insanı da sıcak olur diye.. yok arkadaş bu tezi çürütüyor Prag! Mutlaka gezilmeli, görülmeli...Şehir tanıtımımızdan sonra konuyu nereye bağlasam bilemedim. yine klasik bi sonuç bölümü sıkıntısı yaşamaktayım şuan siz değerli okuyucularım... en iyisi işi uzatmayayım ve o hiç beceremediğim sonuç bölümünüde yazıp kurtulayım artık..
bir sonraki blogta tekrar görüşme üzere esen kalın değerli okuyucular.....
14 Ağustos 2010 Cumartesi
merhabalar..
Başlangıçları sevmiyorum aslında.. Zor ya ik cümleyi kurmak. Sonra devamını getirceksin bilmem ne bi ton iş arkadaş.. En sevdiğim yer gelişme kısmı.. Anlattıkça anlatıyor insan orada. Dökülüyor kelimeler bir bir. Ama her gelişmenin birde sonuç kısmı var ki sormayın işte orayı.. Büyük sıkıntı...
Şimdi kendimi anlatmam gerekiyor değil mi? off nerden başlasam bilmiyorum aslında. şöyleki doğduğumdan beri aynı şehirde yaşamayı başarabilen nadir insanlardan biriyim. hiç küsmedim bu şehre.. Hiç bırakıp gitme hayalleride kurmadım. Mutluyuz ya biz.. Sonra üniversite falan da bu şehirde.. Arkeoloji okuyorum ben. Yapmayı en sevdiğim şey bu.. Deliler gibi araştırmıyorum. Ama merak ettiğim her sorunun cevabını buluyorum. Mesela bundan 3 sene önce Denizli' de bir kazıya gitmiştim. İlk kazı deneyimimdi. Denizlinin bir ilçesinin köyünün bir dağında 2 ay yaşadık. Telefonlar çekmiyordu. Televizyon, gazete ne gezer.. Ama hayat öyle bile güzeldi. Çünkü işin ucu arkeolojiydi arkadaş. Sabah güneşi biz doğururduk arazide.. Sonraki sene Balıkesirin Altınoluk ilçesinde bir kazıya katıldım. Ben hayatımda bu kadar fazla zeytin ağacını bir arada görmemiştim. Yediğim zeytin yağınında haddi hesabı yok tabii.. Şimdi o zeytinyağının bana kazandırdığı kilolarla savaşıyorum.. Balıkesirden sonra baya bi uzaklarlara yol aldım. 5 ay Avusturya/Viyana' da yaşadım. Değerli okulumun bana sunduğu her türlü yurtdışı imkanını sömürmek amacıyla ilk yolum Viyana oldu. İyi ki de olmuş.. Çok değerli zamanlar, çok değerli insanlar kazandım. Kaybettiklerimde oldu.. Benden gidenler, eksilenler.. Ama değerdi.. Viyanadan dönüşüm muhteşem oldu gerçekten.. yepyeni bir ben, yepyeni bir dünya getirdim oralardan.. Sonraki durak hayallerimin şehri Efes antik kentiydi. 1 buçuk ay çalıştım. Müthiş bi tecrübeydi. Tekrarını yaşamak adına şimdi halen çalışmaktayım. Sonra uzuuuun bir tatil yaptım. Koca bir yaz yazlık ve ev arasında geçti. Pek sevgili nişanlımda iş hayatına atılınca bu yoğun temponun ardından uçsuz bucaksız bi boşluğa düşüverdim. Ve kendimi pazartesi başlıcak olduğum yeni işimde buldum. Şimdi yapacak olduğum işin kariyerimle, hayellerimle uzaktan yakından alakası yok.. Ama hayat insanı bazen hiç ummadığı yerlere sürükleyebiliyormuş. Öğrendim. İzmirin seçkin alışveriş merkezlerinden biri olan Forum Bornovada pek bi isim yapmış bir tekstil firmasında çalışmaya başlıyorum ve içimde garip bi heyecan var.. İşte özetle bunlar geçti başımdan.. Eksikleri olmayan aksine bazen fazlaları olan bi hayatım var.
Galiba geldik sonuç bölümüne.. Ne yazsam ne desem de bitirsem bilemedim. Zaten "son"lar hiç işime gelmiyor. O yüzden takiplerinizin devamını diler bi sonraki bloğumda görüşmeyi temenni ederim sayın seyirciler..
Şimdi kendimi anlatmam gerekiyor değil mi? off nerden başlasam bilmiyorum aslında. şöyleki doğduğumdan beri aynı şehirde yaşamayı başarabilen nadir insanlardan biriyim. hiç küsmedim bu şehre.. Hiç bırakıp gitme hayalleride kurmadım. Mutluyuz ya biz.. Sonra üniversite falan da bu şehirde.. Arkeoloji okuyorum ben. Yapmayı en sevdiğim şey bu.. Deliler gibi araştırmıyorum. Ama merak ettiğim her sorunun cevabını buluyorum. Mesela bundan 3 sene önce Denizli' de bir kazıya gitmiştim. İlk kazı deneyimimdi. Denizlinin bir ilçesinin köyünün bir dağında 2 ay yaşadık. Telefonlar çekmiyordu. Televizyon, gazete ne gezer.. Ama hayat öyle bile güzeldi. Çünkü işin ucu arkeolojiydi arkadaş. Sabah güneşi biz doğururduk arazide.. Sonraki sene Balıkesirin Altınoluk ilçesinde bir kazıya katıldım. Ben hayatımda bu kadar fazla zeytin ağacını bir arada görmemiştim. Yediğim zeytin yağınında haddi hesabı yok tabii.. Şimdi o zeytinyağının bana kazandırdığı kilolarla savaşıyorum.. Balıkesirden sonra baya bi uzaklarlara yol aldım. 5 ay Avusturya/Viyana' da yaşadım. Değerli okulumun bana sunduğu her türlü yurtdışı imkanını sömürmek amacıyla ilk yolum Viyana oldu. İyi ki de olmuş.. Çok değerli zamanlar, çok değerli insanlar kazandım. Kaybettiklerimde oldu.. Benden gidenler, eksilenler.. Ama değerdi.. Viyanadan dönüşüm muhteşem oldu gerçekten.. yepyeni bir ben, yepyeni bir dünya getirdim oralardan.. Sonraki durak hayallerimin şehri Efes antik kentiydi. 1 buçuk ay çalıştım. Müthiş bi tecrübeydi. Tekrarını yaşamak adına şimdi halen çalışmaktayım. Sonra uzuuuun bir tatil yaptım. Koca bir yaz yazlık ve ev arasında geçti. Pek sevgili nişanlımda iş hayatına atılınca bu yoğun temponun ardından uçsuz bucaksız bi boşluğa düşüverdim. Ve kendimi pazartesi başlıcak olduğum yeni işimde buldum. Şimdi yapacak olduğum işin kariyerimle, hayellerimle uzaktan yakından alakası yok.. Ama hayat insanı bazen hiç ummadığı yerlere sürükleyebiliyormuş. Öğrendim. İzmirin seçkin alışveriş merkezlerinden biri olan Forum Bornovada pek bi isim yapmış bir tekstil firmasında çalışmaya başlıyorum ve içimde garip bi heyecan var.. İşte özetle bunlar geçti başımdan.. Eksikleri olmayan aksine bazen fazlaları olan bi hayatım var.
Galiba geldik sonuç bölümüne.. Ne yazsam ne desem de bitirsem bilemedim. Zaten "son"lar hiç işime gelmiyor. O yüzden takiplerinizin devamını diler bi sonraki bloğumda görüşmeyi temenni ederim sayın seyirciler..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
