Bu bloğu birileri okusun da ne halde olduğumu anlasın diye yazmıyorum. Bu bloğu ders çalışmaktan sıkılan arkadaşlarım için ders molası olarak da yazmıyorum. Bu bloğu birilerine mesaj olsun diye HİÇ yazmıyorum. Bu bloğu sadece kendim için yazıyorum. Yazdıkça açılmak için.. Yazdıkça kusmak için.. Yazdıkça sadeleşmek için.. Yazdıkça "ben" olmak için..
1 senedir içli bir şarkı dinlemeden ağlayamıyorum. Alkol bazen etkili olabiliyor ama o da bi yere kadar. Ağlamam için yalnız kalmam gerekiyor. Ağlamam için çok önceleri hatırlamam gerekiyor. Ne kadar büyük bir meziyet gibi duruyor değil mi uzaktan? Şimdi siz beni ne kadar güçlü sanıyorsunuz. O kadar yaşanan şeye rağmen bile ağlamıyorsam helal olsun tabii bana. Esaslı kızım hakketen! Ben gözyaşlarımı saçmıyorum seyirci.. İçimdeki kumbarada biriktiriyorum. Rakının yanındaki meze gibi anılarımın yanında ara sıra çıkartıyorum onları. Kimsenin görmediği bi anda bi fotoğrafa bakıyorum, içimden ağlıyorum. Anlamı olan bi yolda yürürken bi koku geliyor burnuma, içimden hıçkırıyorum. Bi yerde bi şarkı çalıyor içim ağlarken dışımdan en yavan esprilerimi patlatmaya başlıyorum. Sonra da duygusuz, yüreksiz, hissiz bir ben olarak bütün coolluğumla her ortamın en popüleri ben oluveriyorum. Oysa içimde bi yerlerde kimsenin duymadığı hıçkırıklarım, yalvarışlarım, pişmanlıklarım var benim.. Ne kadar mutlu gözüküyorum değil mi oysa bazı fotoğraflarda.. Ne kadar eğleniyorum o sözlerini bile bilmediğim şarkılarda.. Duvarlarımın dışı ne kadar mutluysa içinde öyle savaşlar var işte aslında.. Hiç bi zaman kazanamadığım savaşlar..
Görmediğiniz korkularım var bi de.. Bundan 3 sene önce herkesin beni sevdiği bi dünyada yaşarken şimdi yüzlerini görmemek için kaçtığım insanlar var. Hayatımın en zor günlerinde ellerimden tutan ama şimdilerde selam bile vermediğim bir yabancıya dönüşen dostlarım var. Kocaman yalanlarım var. Sakladığım bi geçmişim var. Bi gün dökülmesinden korktuğum cümlelerim var. Kimsenin bilmediği gecelerim ve kimsenin anlayamayacağı gerçeklerim var. O kadar doluyum ki aslında. O kadar fazla ki içimde biriktirdiklerim. O kadar çok ki unutmak istediklerim..
Birini bekliyorum sanki saklı kalan herşeyimi anlatmak için.. Biri gelse diyorum anlatsam anlatsam.. Hiç tanımasam hatta ismini bile bilmesem. Öyle yabancı öyle uzak olsak. Bi başlasam anlatmaya.. Herşeyi sırasıyla eksiksiz, yalansız, savunmasız.. Olduğu gibi.. Göründüğü gibi.. Önce çocukluğumdan başlasam sonra lise yıllarımı anlatsam, hayatımın en güzel 7 senesini anlatsam sonra rakımdan bir yudum alıp pişmanlıklarımı sıralasam.. Eski fotoğraflarımı göstersem ona.. Bak desem.. Bir daha hiç bir zaman bu fotoğraftaki gibi bakmayacak gözlerim.. Bak bu fotoğraftaki gibi gülmeyeceğim bir daha. Hele bu fotoğraf! Hiç bu fotoğraftaki gibi huzur dolmayacak bütün yüreğim.. Şu adam varya şu adam. O adamı sevdiğim gibi kimseyi sevmeyeceğim bir daha öyle.. Bak burda babam benimle gurur duyduğu gibi hiç zaman gurur duyamayacak bir daha öyle. Annem sarılmış bak bu fotoğrafta bana sımsıkı.. Hiç bir zaman o andaki gibi sarılmayacak bir daha.. Sonra hayallerimi anlatsam ona. Gitmek istediğim ülkeleri, gezmek istediğim şehirleri.. Oğlumun ismi deniz olacak desem. "Neden" diye sorsa.. "Babam" desem ve anlatsam babamın anlatırken yorulduğu hikayeleri.. Sonra buz bitse "Adnan abi buz bitmiş" desem.. Yutkunsam.. Bi sigara yaksam.. Yine başlasam anlatmaya.. İçimdeki o kocaman sevgiden bahsetsem.. Kimselere vermeye kıyamadığım o sevgiden.. Biri gelse elimi tutsa hadi dese o sevgiyi o anda içimden nasıl boşaltacağımı anlatsam ona.. Geleceğe baktığımda gördüğüm o sonsuz boşluktan bahsetsem.. Bembeyaz , upuzun ama bi o kadar da korkutucu geleceğimden.. Anı durdurabilmek elimde olsaydı eğer 3 sene önce bi perşembe akşamında bırakırdım zamanı ve hiç ilerlememesi için elimden gelen herşeyi yapardım desem.. "neden o akşam?" diye sormasa bana.. İçimdekilerin çıkarabildiğim kadarını anlatsam ona sadece.. Bazı şeyler yine bende kalsa.. Ama o bunları merak bile etmese.. Anlattığım kadarıyla tatmin olup sadece gülümsese.. Korkmasa yaşadıklarımdan.. Beni o an o masaya oturana kadar nasıl tanımak istediyse öyle tanısa.. Ben rakısını koyarken kadehine o beni izlese.. Görmek istediğiyle değil gördüğüyle mutlu olsa o anda.. Ben sustuğumda "ee sonra?" demese.. Devam edebilmek için cesareti bulmamı, sabırla, nefes bile almadan, o sessiz boşluğun huzurunu bozmadan beklese.. Anlatmaktan yorulduğumda fonda çalan şarkıyı mırıldanırım ben.. Sadece kendim duyarım ama.. "Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.. Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime.." O an o huzurla başbaşa bıraksa beni.. Bakmasa bana.. Bi sigara yaksa, denize doğru üflese içine çektiği o derin nefesi.. Sonra o anda gözgöze gelsek.. "ne güzel şehir değil mi?" desem.. "İzmir.." dese.. Yine sussak.. Sonra sanki o saçma sessizlik hiç yaşanmamış gibi "İzmir o demekti, deniz o demekti, martı o demekti.." diye devam etsem.. Aşktan bahsetsem.. Aşkı yaşamayı nasıl istediğimi anlatsam.. Ama aşktan nasıl korktuğumu da aşkı anlatırken anlasa hemen.. O anda ellerimi incelemeye başlasa.. 5 senedir toprağa her dokunduğunda sanki yeniden canlanan ellerime.. 5 senedir kazma, kürek, çapa tutan çirkin ellerime.. Ellerim anlatsa ona ruhumun ne kadar özgürlüğüne düşkün olduğunu.. Özgürlüğün en vazgeçilmez zaafım olduğunu ellerim söylese o anda ona.. Bi an içinden geçirse.. Sadece kaybedecek bir şeyimiz kalmadığında istediğimiz gibi özgür olabileceğimizi düşünse o an.. Ama bunu bana asla söylemese.. Çünkü bilse o anda, artık kaybedecek hiç bir şeyimin kalmadığını.. Yaşadıklarım için asla acımasa bana.. Gurur da duymasa.. Sahip olduğum güç beni çekici kılmasa keşke.. Onca yaşanan şeye rağmen hala ayakta kalabilmem ona tuhaf gelse, bunu beğeneceği halde o an korksa bu kadar güçlü olabilmemden.. Sonra herkes gibi bencil olsa bi anda.. Bana olan korkusu yüzünden kurtulmak istese o anda ordan.. Kaçıp gitmek istese.. Tam da o anda beni dinlemediğini fark etse.. Kendi içinde yaşadığı bu gelgitten pişmanlık duysa ve yine kaybolsa gözlerimde.. O akşam o masadan kalkarken bi Müzeyyen Senar çalsa arkadan.. Hafif serin bi bahar akşamı olsa.. Masadan kalkıp hesabı ödeyip yola çıkana kadar hiç konuşmasak.. Sonra bi anda tutsa elimden.. Ve o anda unutsam o masada anlattığım herşeyi.. Yaşadığım herşey o anda teker teker silinse hafızamdan.. O yürüdüğümüz yol yeni girdiğim bir yol olsa aslında. Upuzun, huzur dolu, güvenli bi yol olsa.. Ve ben o yola girmiş olmanın verdiği mutlulukla bi kere öpsem onu dudaklarından..