27 Nisan 2012 Cuma

Fesleğen

Hava bir temmuz akşamı sanki.. Balkondayım. Ve sonunda evimize fesleğen girdi. Mis gibi kokusunu içime çeke çeke çayımı yudumluyorum. Huzur dolu bir cuma akşamından bildiriyorum seyirci.. Anlamsız, umutsuz, mutsuz, üşengeç, yorgun ruhumla beraber uzun zamandır hiç bu kadar sakin geçmeyen cuma akşamlarıma inat oturup blog yazıyorum. Yazılacak, çizilecek çok konum var aslında. Ama artık anlatmaya mecalim yok. Çünkü artık insanlara hayatın sandıkları kadar çirkin olmadığını anlatacak inancım kalmadı. Ne çok insan girdi hayatıma. Ne çok insanla beraber gülüp beraber ağladım. En unutulmaz anlarımda ne çok yüz geliyor gözümün önüne.. Her defasında pes etmeden daha da çok sevdim insanları. Değer vermek sanki sıradanlaştı benim için. Bi insanı sevince o insana içimi dökmeyi marifet sandım. Bütün yanılgılarım, bütün kayıplarım da bu yüzden oldu ya zaten.. Her defasında kırılmaktan yorulmayan yüreğim yine güvendi, yine inandı. Dostlar kazanmaya çalıştı. Anlar yaratmaya çalıştı. Unutulmaz olmaya uğraştı. İnsanların hiç bakmadığı pencerelerim oldu benim. Onlar kendi pencerelerinden koca bir kışı seyrederken ben rengarenk bir bahar gördüm hep.. İnandığım şeyler farklıydı çünkü hep.. Güvendiğim hislerim vardı. Yoğundu içimdeki sevgi denen o şey.. Attığım hiç bir adımı düşünerek atmadım. Ve o adımlar hep uçurumlara çıktı. Düştüm. Dipsiz bir çukura düştüm.. Üstüme beton döktüler sanki sonra.. Şimdi ben de mi onlar gibi olacaktım? İnsanları sevmeyi bende mi unutacaktım? Güvenmeyi, gülmeyi, hissetmeyi, anı yaşayabilmeyi, düşünmeden, sorgulamadan, yargılamadan paylaşmayı bende mi unutacaktım? Herkes ne kadar çok büyümüş.. Herkes ne kadar çok sorgular olmuş. Ayrıntılar durumun bir parçası olmaktan çıkıp ne ara durumun ta kendisi olmuş? Ben sanırım hala 10 yaşında küçük bir kız çocuğuyum. Sokakta gördüğüm herkes dostum.. Sokakta gördüğüm her top benim.. Sokakta gördüğüm her ağaca tırmanabilirim. Cebimdeki şekerleri herkesle paylaşabilirim. Peki şimdi kötü olan ben miyim? Hatalı olan, yine yanlış tuşa basan ben miyim? Herşeyi mahveden, bütün hayalleri bir bir buruşturup çöp kutusuna fırlatan ben miyim? Tertemiz bir masa örtüsüne çilekli dondurmayı düşüren ben miyim? 

Huzur dolu bir cuma akşamından yazıyorum seyirci.. Huzuru artık mis gibi kokan fesleğende arıyorum. Huzuru artık gözlerimi kapatıp hayal ettiğim yerlerde arıyorum. Huzuru sonsuz yalnızlığımda arıyorum. Büyüdükçe eksiliyorum. Büyüdükçe yanlış oluyorum ve her yanlışımla bir doğruyu götürüyorum. Ben gidince bitecek mi bu kaos bilmiyorum ama artık düşüncelerimle, hislerimle çelişiyorum. 25 yıldır kimseyi  tartarak sevmedim. Kimseyi tanıdıkça da sevmedim. Sevmek için sebepler aramadım kendime. Ben sadece sevdim. Şimdi sevgimle çelişiyorum. Yanılgılarım, hayal kırıklıklarım sinsi sinsi gülüyor karşımda.. O kadar yaşanan şeyden sonra yalnızlıkla başedemeyecek kadar güçsüz değilim. Korkmuyorum. Ama sevmek bu kadar mı değersiz artık? Bu kadar mı önemsiz.. Güvenmek insanlara bu kadar mı tehlikeli? Bu kadar mı çirkin? Bu kadar mı acımasız?

Huzur dolu bir cuma akşamından yazıyorum seyirci.. İçimde inandığım ne varsa hepsinin birer yanılgı, birer hata olduğunu kabullenerek tek tek basıyorum şuan tuşlara.. Belki her tuşa basışımda bir duvar daha örüyorum etrafıma.. O duvarın içine en yakın dostumu, kendimi, koyarak bütün huzurumla uzaklaşıyorum o çirkinliklerden.. Her ne olursa olsun, kaybedeceklerim ne kadar büyük olursa olsun asla vazgeçmeyeceğim inandığım şeylerden.. Karakterim, ruhum asla izin vermeyecek çirkinliklerin yüreğimin en saf yerine hücum etmesine.. Bi yerlerde hayat yine devam edicek, bi yerlerde yine konuşacaklar.. Bi yerlerde "kötü" ben olucam yine.. Ama içimdeki tertemiz dünyamdan kimsenin haberi olmayacak ve belki de artık sadece o mis gibi kokan fesleğenle devam edicem yoluma..



Huzur dolu bir cuma akşamından herkese iyi geceler diliyorum seyirci.. Yaz gecelerinizin hep mis gibi fesleğen kokması dileğiyle..




14 Nisan 2012 Cumartesi

Dikkat! Bu blog yazdığım en küfürsüz, en masum blogtur!

Bu bloğu birileri okusun da ne halde olduğumu anlasın diye yazmıyorum. Bu bloğu ders çalışmaktan sıkılan arkadaşlarım için ders molası olarak da yazmıyorum. Bu bloğu birilerine mesaj olsun diye HİÇ yazmıyorum. Bu bloğu sadece kendim için yazıyorum. Yazdıkça açılmak için.. Yazdıkça kusmak için.. Yazdıkça sadeleşmek için.. Yazdıkça "ben" olmak için..

1 senedir içli bir şarkı dinlemeden ağlayamıyorum. Alkol bazen etkili olabiliyor ama o da bi yere kadar. Ağlamam için yalnız kalmam gerekiyor. Ağlamam için çok önceleri hatırlamam gerekiyor. Ne kadar büyük bir meziyet gibi duruyor değil mi uzaktan? Şimdi siz beni ne kadar güçlü sanıyorsunuz. O kadar yaşanan şeye rağmen bile ağlamıyorsam helal olsun tabii bana. Esaslı kızım hakketen! Ben gözyaşlarımı saçmıyorum seyirci.. İçimdeki kumbarada biriktiriyorum. Rakının yanındaki meze gibi anılarımın yanında ara sıra çıkartıyorum onları. Kimsenin görmediği bi anda bi fotoğrafa bakıyorum, içimden ağlıyorum. Anlamı olan bi yolda yürürken bi koku geliyor burnuma, içimden hıçkırıyorum. Bi yerde bi şarkı çalıyor içim ağlarken dışımdan en yavan esprilerimi patlatmaya başlıyorum. Sonra da duygusuz, yüreksiz, hissiz bir ben olarak bütün coolluğumla her ortamın en popüleri ben oluveriyorum. Oysa içimde bi yerlerde kimsenin duymadığı hıçkırıklarım, yalvarışlarım, pişmanlıklarım var benim.. Ne kadar mutlu gözüküyorum değil mi oysa bazı fotoğraflarda.. Ne kadar eğleniyorum o sözlerini bile bilmediğim şarkılarda.. Duvarlarımın dışı ne kadar mutluysa içinde öyle savaşlar var işte aslında.. Hiç bi zaman kazanamadığım savaşlar..

Görmediğiniz korkularım var bi de.. Bundan 3 sene önce herkesin beni sevdiği bi dünyada yaşarken şimdi yüzlerini görmemek için kaçtığım insanlar var. Hayatımın en zor günlerinde ellerimden tutan ama şimdilerde selam bile vermediğim bir yabancıya dönüşen dostlarım var. Kocaman yalanlarım var. Sakladığım bi geçmişim var. Bi gün dökülmesinden korktuğum cümlelerim var. Kimsenin bilmediği gecelerim ve kimsenin anlayamayacağı gerçeklerim var. O kadar doluyum ki aslında. O kadar fazla ki içimde biriktirdiklerim. O kadar çok ki unutmak istediklerim..

Birini bekliyorum sanki saklı kalan herşeyimi anlatmak için.. Biri gelse diyorum anlatsam anlatsam.. Hiç tanımasam hatta ismini bile bilmesem. Öyle yabancı öyle uzak olsak. Bi başlasam anlatmaya.. Herşeyi sırasıyla eksiksiz, yalansız, savunmasız.. Olduğu gibi.. Göründüğü gibi.. Önce çocukluğumdan başlasam sonra lise yıllarımı anlatsam, hayatımın en güzel 7 senesini anlatsam sonra rakımdan bir yudum alıp pişmanlıklarımı sıralasam.. Eski fotoğraflarımı göstersem ona.. Bak desem.. Bir daha hiç bir zaman bu fotoğraftaki gibi bakmayacak gözlerim.. Bak bu fotoğraftaki gibi gülmeyeceğim bir daha. Hele bu fotoğraf! Hiç bu fotoğraftaki gibi huzur dolmayacak bütün yüreğim.. Şu adam varya şu adam. O adamı sevdiğim gibi kimseyi sevmeyeceğim bir daha öyle.. Bak burda babam benimle gurur duyduğu gibi hiç zaman gurur duyamayacak bir daha öyle. Annem sarılmış bak bu fotoğrafta bana sımsıkı.. Hiç bir zaman o andaki gibi sarılmayacak bir daha.. Sonra hayallerimi anlatsam ona. Gitmek istediğim ülkeleri, gezmek istediğim şehirleri.. Oğlumun ismi deniz olacak desem. "Neden" diye sorsa.. "Babam" desem ve anlatsam babamın anlatırken yorulduğu hikayeleri.. Sonra buz bitse "Adnan abi buz bitmiş" desem.. Yutkunsam.. Bi sigara yaksam.. Yine başlasam anlatmaya.. İçimdeki o kocaman sevgiden bahsetsem.. Kimselere vermeye kıyamadığım o sevgiden.. Biri gelse elimi tutsa hadi dese o sevgiyi o anda içimden nasıl boşaltacağımı anlatsam ona.. Geleceğe baktığımda gördüğüm o sonsuz boşluktan bahsetsem.. Bembeyaz , upuzun ama bi o kadar da korkutucu geleceğimden.. Anı durdurabilmek elimde olsaydı eğer 3 sene önce bi perşembe akşamında bırakırdım zamanı ve hiç ilerlememesi için elimden gelen herşeyi yapardım desem.. "neden o akşam?" diye sormasa bana.. İçimdekilerin çıkarabildiğim kadarını anlatsam ona sadece.. Bazı şeyler yine bende kalsa.. Ama o bunları merak bile etmese.. Anlattığım kadarıyla tatmin olup sadece gülümsese.. Korkmasa yaşadıklarımdan.. Beni o an o masaya oturana kadar nasıl tanımak istediyse öyle tanısa.. Ben rakısını koyarken kadehine o beni izlese.. Görmek istediğiyle değil gördüğüyle mutlu olsa o anda.. Ben sustuğumda "ee sonra?" demese.. Devam edebilmek için cesareti bulmamı, sabırla, nefes bile almadan, o sessiz boşluğun huzurunu bozmadan beklese.. Anlatmaktan yorulduğumda fonda çalan şarkıyı mırıldanırım ben.. Sadece kendim duyarım ama.. "Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.. Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime.." O an o huzurla başbaşa bıraksa beni.. Bakmasa bana.. Bi sigara yaksa, denize doğru üflese içine çektiği o derin nefesi.. Sonra o anda gözgöze gelsek.. "ne güzel şehir değil mi?" desem.. "İzmir.." dese.. Yine sussak.. Sonra sanki o saçma sessizlik hiç yaşanmamış gibi "İzmir o demekti, deniz o demekti, martı o demekti.." diye devam etsem.. Aşktan bahsetsem.. Aşkı yaşamayı nasıl istediğimi anlatsam.. Ama aşktan nasıl korktuğumu da aşkı anlatırken anlasa hemen.. O anda ellerimi incelemeye başlasa.. 5 senedir toprağa her dokunduğunda sanki yeniden canlanan ellerime.. 5 senedir kazma, kürek, çapa tutan çirkin ellerime.. Ellerim anlatsa ona ruhumun ne kadar özgürlüğüne düşkün olduğunu.. Özgürlüğün en vazgeçilmez zaafım olduğunu ellerim söylese o anda ona.. Bi an içinden geçirse.. Sadece kaybedecek bir şeyimiz kalmadığında istediğimiz gibi özgür olabileceğimizi düşünse o an.. Ama bunu bana asla söylemese.. Çünkü bilse o anda, artık kaybedecek hiç bir şeyimin kalmadığını.. Yaşadıklarım için asla acımasa bana.. Gurur da duymasa.. Sahip olduğum güç beni çekici kılmasa keşke.. Onca yaşanan şeye rağmen hala ayakta kalabilmem ona tuhaf gelse, bunu beğeneceği halde o an korksa bu kadar güçlü olabilmemden.. Sonra herkes gibi bencil olsa bi anda.. Bana olan korkusu yüzünden kurtulmak istese o anda ordan.. Kaçıp gitmek istese.. Tam da o anda beni dinlemediğini fark etse.. Kendi içinde yaşadığı bu gelgitten pişmanlık duysa ve yine kaybolsa gözlerimde.. O akşam o masadan kalkarken bi Müzeyyen Senar çalsa arkadan.. Hafif serin bi bahar akşamı olsa.. Masadan kalkıp hesabı ödeyip yola çıkana kadar hiç konuşmasak.. Sonra bi anda tutsa elimden.. Ve o anda unutsam o masada anlattığım herşeyi.. Yaşadığım herşey o anda teker teker silinse hafızamdan.. O yürüdüğümüz yol yeni girdiğim bir yol olsa aslında. Upuzun, huzur dolu, güvenli bi yol olsa.. Ve ben o yola girmiş olmanın verdiği mutlulukla bi kere öpsem onu dudaklarından..