27 Nisan 2012 Cuma

Fesleğen

Hava bir temmuz akşamı sanki.. Balkondayım. Ve sonunda evimize fesleğen girdi. Mis gibi kokusunu içime çeke çeke çayımı yudumluyorum. Huzur dolu bir cuma akşamından bildiriyorum seyirci.. Anlamsız, umutsuz, mutsuz, üşengeç, yorgun ruhumla beraber uzun zamandır hiç bu kadar sakin geçmeyen cuma akşamlarıma inat oturup blog yazıyorum. Yazılacak, çizilecek çok konum var aslında. Ama artık anlatmaya mecalim yok. Çünkü artık insanlara hayatın sandıkları kadar çirkin olmadığını anlatacak inancım kalmadı. Ne çok insan girdi hayatıma. Ne çok insanla beraber gülüp beraber ağladım. En unutulmaz anlarımda ne çok yüz geliyor gözümün önüne.. Her defasında pes etmeden daha da çok sevdim insanları. Değer vermek sanki sıradanlaştı benim için. Bi insanı sevince o insana içimi dökmeyi marifet sandım. Bütün yanılgılarım, bütün kayıplarım da bu yüzden oldu ya zaten.. Her defasında kırılmaktan yorulmayan yüreğim yine güvendi, yine inandı. Dostlar kazanmaya çalıştı. Anlar yaratmaya çalıştı. Unutulmaz olmaya uğraştı. İnsanların hiç bakmadığı pencerelerim oldu benim. Onlar kendi pencerelerinden koca bir kışı seyrederken ben rengarenk bir bahar gördüm hep.. İnandığım şeyler farklıydı çünkü hep.. Güvendiğim hislerim vardı. Yoğundu içimdeki sevgi denen o şey.. Attığım hiç bir adımı düşünerek atmadım. Ve o adımlar hep uçurumlara çıktı. Düştüm. Dipsiz bir çukura düştüm.. Üstüme beton döktüler sanki sonra.. Şimdi ben de mi onlar gibi olacaktım? İnsanları sevmeyi bende mi unutacaktım? Güvenmeyi, gülmeyi, hissetmeyi, anı yaşayabilmeyi, düşünmeden, sorgulamadan, yargılamadan paylaşmayı bende mi unutacaktım? Herkes ne kadar çok büyümüş.. Herkes ne kadar çok sorgular olmuş. Ayrıntılar durumun bir parçası olmaktan çıkıp ne ara durumun ta kendisi olmuş? Ben sanırım hala 10 yaşında küçük bir kız çocuğuyum. Sokakta gördüğüm herkes dostum.. Sokakta gördüğüm her top benim.. Sokakta gördüğüm her ağaca tırmanabilirim. Cebimdeki şekerleri herkesle paylaşabilirim. Peki şimdi kötü olan ben miyim? Hatalı olan, yine yanlış tuşa basan ben miyim? Herşeyi mahveden, bütün hayalleri bir bir buruşturup çöp kutusuna fırlatan ben miyim? Tertemiz bir masa örtüsüne çilekli dondurmayı düşüren ben miyim? 

Huzur dolu bir cuma akşamından yazıyorum seyirci.. Huzuru artık mis gibi kokan fesleğende arıyorum. Huzuru artık gözlerimi kapatıp hayal ettiğim yerlerde arıyorum. Huzuru sonsuz yalnızlığımda arıyorum. Büyüdükçe eksiliyorum. Büyüdükçe yanlış oluyorum ve her yanlışımla bir doğruyu götürüyorum. Ben gidince bitecek mi bu kaos bilmiyorum ama artık düşüncelerimle, hislerimle çelişiyorum. 25 yıldır kimseyi  tartarak sevmedim. Kimseyi tanıdıkça da sevmedim. Sevmek için sebepler aramadım kendime. Ben sadece sevdim. Şimdi sevgimle çelişiyorum. Yanılgılarım, hayal kırıklıklarım sinsi sinsi gülüyor karşımda.. O kadar yaşanan şeyden sonra yalnızlıkla başedemeyecek kadar güçsüz değilim. Korkmuyorum. Ama sevmek bu kadar mı değersiz artık? Bu kadar mı önemsiz.. Güvenmek insanlara bu kadar mı tehlikeli? Bu kadar mı çirkin? Bu kadar mı acımasız?

Huzur dolu bir cuma akşamından yazıyorum seyirci.. İçimde inandığım ne varsa hepsinin birer yanılgı, birer hata olduğunu kabullenerek tek tek basıyorum şuan tuşlara.. Belki her tuşa basışımda bir duvar daha örüyorum etrafıma.. O duvarın içine en yakın dostumu, kendimi, koyarak bütün huzurumla uzaklaşıyorum o çirkinliklerden.. Her ne olursa olsun, kaybedeceklerim ne kadar büyük olursa olsun asla vazgeçmeyeceğim inandığım şeylerden.. Karakterim, ruhum asla izin vermeyecek çirkinliklerin yüreğimin en saf yerine hücum etmesine.. Bi yerlerde hayat yine devam edicek, bi yerlerde yine konuşacaklar.. Bi yerlerde "kötü" ben olucam yine.. Ama içimdeki tertemiz dünyamdan kimsenin haberi olmayacak ve belki de artık sadece o mis gibi kokan fesleğenle devam edicem yoluma..



Huzur dolu bir cuma akşamından herkese iyi geceler diliyorum seyirci.. Yaz gecelerinizin hep mis gibi fesleğen kokması dileğiyle..




14 Nisan 2012 Cumartesi

Dikkat! Bu blog yazdığım en küfürsüz, en masum blogtur!

Bu bloğu birileri okusun da ne halde olduğumu anlasın diye yazmıyorum. Bu bloğu ders çalışmaktan sıkılan arkadaşlarım için ders molası olarak da yazmıyorum. Bu bloğu birilerine mesaj olsun diye HİÇ yazmıyorum. Bu bloğu sadece kendim için yazıyorum. Yazdıkça açılmak için.. Yazdıkça kusmak için.. Yazdıkça sadeleşmek için.. Yazdıkça "ben" olmak için..

1 senedir içli bir şarkı dinlemeden ağlayamıyorum. Alkol bazen etkili olabiliyor ama o da bi yere kadar. Ağlamam için yalnız kalmam gerekiyor. Ağlamam için çok önceleri hatırlamam gerekiyor. Ne kadar büyük bir meziyet gibi duruyor değil mi uzaktan? Şimdi siz beni ne kadar güçlü sanıyorsunuz. O kadar yaşanan şeye rağmen bile ağlamıyorsam helal olsun tabii bana. Esaslı kızım hakketen! Ben gözyaşlarımı saçmıyorum seyirci.. İçimdeki kumbarada biriktiriyorum. Rakının yanındaki meze gibi anılarımın yanında ara sıra çıkartıyorum onları. Kimsenin görmediği bi anda bi fotoğrafa bakıyorum, içimden ağlıyorum. Anlamı olan bi yolda yürürken bi koku geliyor burnuma, içimden hıçkırıyorum. Bi yerde bi şarkı çalıyor içim ağlarken dışımdan en yavan esprilerimi patlatmaya başlıyorum. Sonra da duygusuz, yüreksiz, hissiz bir ben olarak bütün coolluğumla her ortamın en popüleri ben oluveriyorum. Oysa içimde bi yerlerde kimsenin duymadığı hıçkırıklarım, yalvarışlarım, pişmanlıklarım var benim.. Ne kadar mutlu gözüküyorum değil mi oysa bazı fotoğraflarda.. Ne kadar eğleniyorum o sözlerini bile bilmediğim şarkılarda.. Duvarlarımın dışı ne kadar mutluysa içinde öyle savaşlar var işte aslında.. Hiç bi zaman kazanamadığım savaşlar..

Görmediğiniz korkularım var bi de.. Bundan 3 sene önce herkesin beni sevdiği bi dünyada yaşarken şimdi yüzlerini görmemek için kaçtığım insanlar var. Hayatımın en zor günlerinde ellerimden tutan ama şimdilerde selam bile vermediğim bir yabancıya dönüşen dostlarım var. Kocaman yalanlarım var. Sakladığım bi geçmişim var. Bi gün dökülmesinden korktuğum cümlelerim var. Kimsenin bilmediği gecelerim ve kimsenin anlayamayacağı gerçeklerim var. O kadar doluyum ki aslında. O kadar fazla ki içimde biriktirdiklerim. O kadar çok ki unutmak istediklerim..

Birini bekliyorum sanki saklı kalan herşeyimi anlatmak için.. Biri gelse diyorum anlatsam anlatsam.. Hiç tanımasam hatta ismini bile bilmesem. Öyle yabancı öyle uzak olsak. Bi başlasam anlatmaya.. Herşeyi sırasıyla eksiksiz, yalansız, savunmasız.. Olduğu gibi.. Göründüğü gibi.. Önce çocukluğumdan başlasam sonra lise yıllarımı anlatsam, hayatımın en güzel 7 senesini anlatsam sonra rakımdan bir yudum alıp pişmanlıklarımı sıralasam.. Eski fotoğraflarımı göstersem ona.. Bak desem.. Bir daha hiç bir zaman bu fotoğraftaki gibi bakmayacak gözlerim.. Bak bu fotoğraftaki gibi gülmeyeceğim bir daha. Hele bu fotoğraf! Hiç bu fotoğraftaki gibi huzur dolmayacak bütün yüreğim.. Şu adam varya şu adam. O adamı sevdiğim gibi kimseyi sevmeyeceğim bir daha öyle.. Bak burda babam benimle gurur duyduğu gibi hiç zaman gurur duyamayacak bir daha öyle. Annem sarılmış bak bu fotoğrafta bana sımsıkı.. Hiç bir zaman o andaki gibi sarılmayacak bir daha.. Sonra hayallerimi anlatsam ona. Gitmek istediğim ülkeleri, gezmek istediğim şehirleri.. Oğlumun ismi deniz olacak desem. "Neden" diye sorsa.. "Babam" desem ve anlatsam babamın anlatırken yorulduğu hikayeleri.. Sonra buz bitse "Adnan abi buz bitmiş" desem.. Yutkunsam.. Bi sigara yaksam.. Yine başlasam anlatmaya.. İçimdeki o kocaman sevgiden bahsetsem.. Kimselere vermeye kıyamadığım o sevgiden.. Biri gelse elimi tutsa hadi dese o sevgiyi o anda içimden nasıl boşaltacağımı anlatsam ona.. Geleceğe baktığımda gördüğüm o sonsuz boşluktan bahsetsem.. Bembeyaz , upuzun ama bi o kadar da korkutucu geleceğimden.. Anı durdurabilmek elimde olsaydı eğer 3 sene önce bi perşembe akşamında bırakırdım zamanı ve hiç ilerlememesi için elimden gelen herşeyi yapardım desem.. "neden o akşam?" diye sormasa bana.. İçimdekilerin çıkarabildiğim kadarını anlatsam ona sadece.. Bazı şeyler yine bende kalsa.. Ama o bunları merak bile etmese.. Anlattığım kadarıyla tatmin olup sadece gülümsese.. Korkmasa yaşadıklarımdan.. Beni o an o masaya oturana kadar nasıl tanımak istediyse öyle tanısa.. Ben rakısını koyarken kadehine o beni izlese.. Görmek istediğiyle değil gördüğüyle mutlu olsa o anda.. Ben sustuğumda "ee sonra?" demese.. Devam edebilmek için cesareti bulmamı, sabırla, nefes bile almadan, o sessiz boşluğun huzurunu bozmadan beklese.. Anlatmaktan yorulduğumda fonda çalan şarkıyı mırıldanırım ben.. Sadece kendim duyarım ama.. "Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime.. Perde-i zulmet çekilmiş, korkarım ikbalime.." O an o huzurla başbaşa bıraksa beni.. Bakmasa bana.. Bi sigara yaksa, denize doğru üflese içine çektiği o derin nefesi.. Sonra o anda gözgöze gelsek.. "ne güzel şehir değil mi?" desem.. "İzmir.." dese.. Yine sussak.. Sonra sanki o saçma sessizlik hiç yaşanmamış gibi "İzmir o demekti, deniz o demekti, martı o demekti.." diye devam etsem.. Aşktan bahsetsem.. Aşkı yaşamayı nasıl istediğimi anlatsam.. Ama aşktan nasıl korktuğumu da aşkı anlatırken anlasa hemen.. O anda ellerimi incelemeye başlasa.. 5 senedir toprağa her dokunduğunda sanki yeniden canlanan ellerime.. 5 senedir kazma, kürek, çapa tutan çirkin ellerime.. Ellerim anlatsa ona ruhumun ne kadar özgürlüğüne düşkün olduğunu.. Özgürlüğün en vazgeçilmez zaafım olduğunu ellerim söylese o anda ona.. Bi an içinden geçirse.. Sadece kaybedecek bir şeyimiz kalmadığında istediğimiz gibi özgür olabileceğimizi düşünse o an.. Ama bunu bana asla söylemese.. Çünkü bilse o anda, artık kaybedecek hiç bir şeyimin kalmadığını.. Yaşadıklarım için asla acımasa bana.. Gurur da duymasa.. Sahip olduğum güç beni çekici kılmasa keşke.. Onca yaşanan şeye rağmen hala ayakta kalabilmem ona tuhaf gelse, bunu beğeneceği halde o an korksa bu kadar güçlü olabilmemden.. Sonra herkes gibi bencil olsa bi anda.. Bana olan korkusu yüzünden kurtulmak istese o anda ordan.. Kaçıp gitmek istese.. Tam da o anda beni dinlemediğini fark etse.. Kendi içinde yaşadığı bu gelgitten pişmanlık duysa ve yine kaybolsa gözlerimde.. O akşam o masadan kalkarken bi Müzeyyen Senar çalsa arkadan.. Hafif serin bi bahar akşamı olsa.. Masadan kalkıp hesabı ödeyip yola çıkana kadar hiç konuşmasak.. Sonra bi anda tutsa elimden.. Ve o anda unutsam o masada anlattığım herşeyi.. Yaşadığım herşey o anda teker teker silinse hafızamdan.. O yürüdüğümüz yol yeni girdiğim bir yol olsa aslında. Upuzun, huzur dolu, güvenli bi yol olsa.. Ve ben o yola girmiş olmanın verdiği mutlulukla bi kere öpsem onu dudaklarından..

28 Mart 2012 Çarşamba

Naber len eski sevgili?

Öncelikle üzülmen gereken ilk şey artık "eski" olduğun.. Eskisin işte eski.. Bittiği günden beri, gittiğin günden beri eskisin. Eskittiğin her şey gibi sen de eskisin.. Biraz da eksiksin. Her konuda.. Sevmeyi beceremeyişinden tut sana sunulan sevgiye sahip çıkamayışına kadar eksiksin...

Ben de tam bir salağım aslında.. Ben de sorun var, haklısın. Hatalarım çok fazla.. Bi kere birini kendimden daha çok sevmemeyi daha önce öğrenmem gerekirdi değil mi? Aynı hatayı 2 kere yaptığım için salakların önde gideniyim mesela.. Sonra bok mu var bağlanıyorsun bi adama. Bütün hayatını onun üzerine kuruyorsun, hayatını kurduğun yetmediği gibi bi de aptal aptal hayaller kuruyorsun. Sanki bir gün dönecekmiş gibi, sanki bir gün sevecekmiş gibi..

Ben sana ne çok soru soruyorum değil mi? "Sever misin bi gün?", "Bekleyeyim mi?" ... Kafamın içindeki sorulardan daha basitler ama. Hadi yine iyisin. Zor sorular bana kalıyor hep. Sen kolaylara bile cevap veremezken ben beynimin içinde en boktan patlamaları yaşıyorum, haberin olmuyor.

Ne verdin bu zamana kadar bana? Sevgi mi, huzur mu, mutluluk mu? Hadi sevgini geçtim amk! Onu veremicen, beceremicen anladık. Huzura neden yetemedin be adam?! Rakı masalarında karşımda oturup da başka bir kadın için istediğin şarkılar yüzünden mi? Tabii zincirleme hep bunlar. Huzur veremeyen adamdan mutluluk beklemek saçma. Ama benim kafam basmıyor ki işte.. Hep "belki" lerim var benim. Onlarla bi ömür geçiririm, sen yeter ki kal işte yanımda..

Haketmediğin kocaman bi sevgi verdim sana. Karşılığında da hiç bi şey beklemedim senden. Sevmek büyük meziyetti zaten. Sonuçta senin yapamadığın bi şeyi yapabilmek de ayrı bi haz veriyordu tabii.. Her şeyin en iyisini sen bilirsin ya.. Ben sevmeyi senden daha iyi biliyordum aslında.. Sadece seni sevdiğim için mutlu olduğum zamanları bilirim. Sadece seni sevdiğim için huzurlu uyuduğum geceleri bilirim.

Hani böyle seni hayatımdan çıkarmaya karar verdiğim zamanlarda bi anda dönüşlerin vardı ya bana.. Hani sen 10 dakikanı oyalıyordun ya öyle.. 10 dakikada bağlıyordun ya tekrar beni sana.. O dönüşlerin nasıl canımı acıtıyor bi bilsen yine yapar mısın acaba.. Her dönüşünde "geldim. tut elimi, bırakma hiç!" demen için dünyaları verirdim. Her dönüşünü bu yüzden sevdim. Bunu söyleyebilme ihtimalini de çok sevdim ya! Ama sen her dönüşünde biraz daha aldın benden bi şeyler. Eksilttin. Her dönüşünde niyetini bi kez daha belli ettin. Her dönüşünde kendinden emindin. Her dönüşünde beni bulacağından da emindin. Zaten bulamasan da nolurdu ki? Sen aşık değildin. Aradığını bulamamak ne kadar acıtabilirdi canını. Şu yazdıklarımı bile anlamıyorken inan beni anlamanı, hissettiklerimi anlamanı hiç beklemiyorum. Rahat ol canım ya!

Senden vazgeçmek mi? " Nerde bende o yürek, yardan cayacak?!" değil mi?.. Nolursa olsun seni sevmekle nolursa olsun senden vazgeçmemek aynı şey değildir. Birinden vazgeçersin, bu son derece kontrollü bi harekettir çünkü. Ama sahip olduğun sevgiyi kontrol edemezsin. Hadi bugün seveyim, yarın sevmem len nolcak diyemezsin. Ben senden vazgeçtim. Seni nasıl sevdiğimi boşverelim...

Karşımdaki sen bile olsan artık sana olan hislerim daha değerli emin ol.. Yıldız Tilbe' ye bayılırız ya, "içimde öyle güzelsin ki onu kirletmeyeceğim seninle" durumları sanırım.. Hadi şimdi bi kez olsun benim için bi'şey yap eski sevgili.. Bi kadeh rakı koy, bana iç.. Sana olan sevgime iç.. Sana harcadığım zamana iç.. Senin hiç bilmediğin ama senin için ağladığım gecelere iç.. Bana hiç bir zaman veremeyeceğin o çok kıymetli sevgine iç.. Senin için vazgeçtiklerime iç.. Senin için kurduğum hayallere iç.. Sonra da gerçekten defol git hayatımdan..

Afiyet olsun.

27 Şubat 2012 Pazartesi

Yazarken ağlamadım. Vallahi ağlamadım.

Tam 1 senedir bu yazıyı yazacağım günü bekliyorum. 28 şubat 2010. Sana son kez dokunduğum gün.. Bana son kez gülümsediğin gün.. Benimle son kez oturup film izlediğin, sonra uyuduğun ve uyanıp son kez kahvaltı yaptığın gün.. Benim yanımda son kez mutlu olduğun gün.. Yanımda son kez huzur bulduğun gün.. Özlüyor muyum?.. Bilmem, özlemeyi bile unuttum. Seni bile unutmuşken seni özlemek aklıma bile gelmiyor artık.. Ara sıra fotoğraflarımızı açıyorum, biraz bakıyorum, sonra kapatıyorum. Öylesine hissiz, öylesine uzak.. Ve şimdi tam 1 sene olmuşken seni kaybedeli belki de vicdanıma olan borcum yüzünden yazıyorum bunları.. Sen gittikten sonra o kadar çok şey değişti ki.. Mesela ben artık pizzayı mantarsız söylemiyorum. Arabada son ses müzik açabiliyorum. Kırmızı kazağım var. Saçlarımı kestirdim. Yemek yerken çatalı dişlerime sürtebiliyorum doya doya! Rakı içiyorum doya doya hesap vermeden.. Arabesk dinliyorum, o sevmediğin Yıldız Tilbe'yle avutuyorum kendimi. Kız arkadaşlarımla dışarı çıkıyorum. Çoğu akşamda eve dönmüyorum, canım nerde isterse orda kalıyorum. İstediğimle görüşüyorum, istediğimle görüşmüyorum. İnsanlar kırılır, üzülür diye düşünmüyorum artık. Sandığından daha da bencil oldum. Hani kızıyordun ya deli gibi alışveriş yapmama. Çok samimiyim bütün paramı kıyafete, ayakkabıya yatırıyorum. Saatlerimi harcıyorum mağazalarda. Kırmızı ruj sürüyorum. Hani "sana hiç yakışmıyo kızım" dediğin kırmızı rujlardan. Küfür de ediyorum. Sana inat! Hatta bazen sana bile küfür ediyorum. Sen gideli çok şey değişti. Yalnızım artık. Üzüldüğümde, kırıldığımda sığınacak bir limanım yok artık. Sıkıntımı saatlerce anlatıp anlatıp sonra "kapatıyorum telefonu, sıkıldım" diyebileceğim biri yok. Babamla kavga ettiğimde "gel al beni bu evden!" diyebileceğim biri yok. Gözüm kapalı güvenebileceğim kimse yok! "Bu hafta sonu insan görmek istemiyorum, urla' ya gidelim" diyebileceğim biri yok. Sen yoksun artık...


Senden sonra yeni insanlar tanıdım. Kimine seni anlattım, kiminden seni sakladım. Kimiyle çok mutlu oldum. Kimini çok sevdim, kimiyle sadece vakit geçirdim. Kimi çok kırdı, kimi umrumda bile olmadı. Ama anladım ki hiç biri sen olamayacaktın. Sen hep bi yerlerde saklı kalacaktın. Naparsam yapayım var olacaktın. Bi gün gelirsin diye beklemiyorum artık. Bi gün beni yine istersin diye hayaller kurmuyorum. Birilerini sevmişsin. Birilerine yeniden aşık olmuşsun. Biliyor musun bende sevdim. Birilerini ben de çok istedim. Ama hiç aşık olamadım. Hiç huzur bulamadım bu yüzden.. Hiç biri senin gibi olmadı. Hiç biri senin gibi bakmadı. Aman ya neyse, geçtin gittin işte sonuçta.. Pişmanlıklarımla, hatalarımla, krizlerimle, uykusuz gecelerimle birlikte geçip gittin. Şimdi o şöminesini bile yaptırdığımız evde mutlu ol istiyorum mesela. Hani kırmızı-siyah karolu banyomuzda yepyeni sabahlara uyan istiyorum. Sinema odamız olucaktı ya o en üst kat, orda sabahlara kadar bira iç istiyorum. Beni düşünmüyorsun artık biliyorum ama olur ya hani belki düşünceğin tutar, öyle anlarda da boşver düşünme.. Ben bi şekilde yaşıyorum işte yine.. Bi şekilde oluyor her şey.. Eksik de olsa, deli gibi özlesem de senin huzurunu, hayat devam ediyor. Bol bol star wars izle, baylırsın. Bok var deme o filmde! Neyse ya, banane... 

Not: Hiç anlamazsın o şarkılardan biliyorum ama Nilüfer severdin ya. Nilüfer-Esmer Günler.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Yeni yıl için blog yazdım. Aşırı tatlıyım.

Selam seyirci. zırt pırt blog yazmak huyum değildir bilirsin ancak 2011'in şu son günlerinde lanet 2011' e bir veda yazısı yazmak boynumun borcu galiba.. Hepimizin bir miladı olmuştur. Kimisi üniversiteyi kazandığı yılı miladı kabul eder kimisi koca bulduğu yılı.. hep bi mutluluk, bi yenilik, bi haklı gurur vardır o milatlarda. Yaşanmışlıkların en derinini, en özelini barındırır içinde.. İnsan başına gelebilecek en özel şeyi yaşadığını düşünür. O yüzden özeldir o yıl. o yüzden güzeldir ve ömür boyu unutulmayacaktır. o yılın getirdiği her güzel şey karşılığını ölümsüzlükle alacaktır. Benim miladım da unutulmayacak seyirci ama bakın ne güzelliklerle..

01.01.2011 00:01
Metrodayım. Metrodayım lan!! 1 dakika önce yeni yıla girdik ve ben konak yönünden bornova yönüne giden bir trenin boş ve soğuk vagonunda yapayalnızım. Haşaağğ, 3 koltuk önümde oturan gençleri saymaz isek eğer, evet yanlızlığımla başbaşayım. birbirlerinin yeni yılını kutluyorlar ve bir toplu taşıma aracında alkol alarak yeni yıla girmenin mutluluğunu yaşıyorlar, canlarım benim. Sağolsunlar az evvel yeni yılımı da kutladılar. Bende yüzümdeki süpersonik cool ifadeyle "ben partiye gidiyom laaan oğluuum" bakışı yaptım. Ama lanet olsun ki yanağımdan akan gözyaşı sebebiyle o bakışı hiç bi taraflarına takmıyorlar tabiki de. Hatta acıyorlar şuan bana. Çünkü onlar planlı olarak istedikleri gibi istedikleri insanlarla bir metro vagonunda yeni yıla girdiler az önce. oysa ben... o kadar ezik ve çaresizim ki şuan. Bak hala bakıyor biri. Utanmasa gelip elindeki bira şişesini uzatacak "katıl abla sende bize" diyecek. Aslında dese ne güzel olur lan. Ahh 2011 gelişinden belli başıma bi bok açacağın ya hadi bakalım hayırlısı..

28.02.2011 23:27
Herkes hayatta pişmanlık yaşamıştır. Yaşamadım diyenin yalanına sokayım! Herkes biraz zamanı geri almak istemiştir bazı anlarda. Herkes bi kere "keşke" demiştir. Ama bazı pişmanlıklar öyle büyüktür ki insanı eritir bitirir. Bu gece pişmanlığımın yüreğimdeki en büyük acısını yaşıyorum. Bir daha bu kadar acımaz canım, biliyorum. Bir daha bu kadar ağlamam. Bir daha bu kadar aciz olmam. Bir daha kimsenin karşısında bu kadar yenik düşmem. Bir daha asla bu kadar utanmam. Bu gece hayatımın en büyük renklerini siliyorum içimden. Bu gece senelerimi siliyorum, yaşanmışlıklarımı siliyorum kalbimden. Kalbimi söküp atıyorum canımdan bir parça gidiyor adeta. Ayağa ne zaman kalkarım bilmiyorum ama bu gece içimden bir ben gidiyor, tutamıyorum..


02.03.2011 22:35
Yazacak hiç bir şey yok. Kelimeler bile utanç veriyor. Bugün susmak kalıyor bana. Gidenlerin arkasından sadece susmak ve kabullenmek. Anlamayan o kadar fazla insan var ki.. Anlamayan, anlamak istemeyen ve hiç bir zaman anlamayacak olan.. Bu kadar anlamsızlığın arasında varlığıma şaşırıyorum. Nerdeyim ben?

20.04.2011 17:55
Alkol ne hoş şeymiş ya. Böyle sabah akşam içmek, içmek, içmek.. İnsan kendini hep olmak istediği yerde hayal ediyor içince. Alkolün en sıcak en tatlı yanı bu bence. Hani içtikçe içesimiz geliyor ya sanki içtikçe daha da ait oluyoruz olmak istediğimiz yerlere. Öyle huzur veriyor ki gülmelerimin anlamı oluyor. Düşünmüyorum, hissetmiyorum. Zaman öyle hızlı geçiyor ki zaten düşünecek fırsat bulamıyorum. Bazen varım bazen yokum. Yok olunca farketmiyor insanlar. Varlığımla aynı çünkü. Neyse uzun sözün kısası bi duble daha rakı alabilir miyim?

24.05.2011 19:13
Yanlız yaşamanın en güzel yanı üstüne basıp geçtiğim bira kutularının varlığından kimsenin şikayetçi olmaması bence.. neyse finaller başlıcak, 3. sınıfı bitiricem ben. Seneye mezun olucam lan ben! hadi derse kaçıyom, bay.


10.06.2011 21:34
Birazdan canım kardeşim Canan'ın mezuniyetini kutlamaya gidicez. Benim suya düşmüş Almanya hayallerimi de kutlucaz. 2 gün sonra Özdere'ye gidişimi de kutlarız. Belki yalnız da olsam mutluluğa dönüşümü sağlayan, bugün burada bunları gülerek yazmamı sağlayan 4 kişinin varlığına da kaldırırız kadehlerimizi.. Nerde akşam nerde sabah oluruz. Yaz geldi lan, bronzlaşmaya içeriz belki. Verdiğim 7 kiloyu kutlamak için bi de tekila içerim, oh mis! Selam tatil ben geldim. Şimdi makyaj yapmalıyım. Yeni topuklu ayakkabılarım da en az benim kadar tatlı.


25.06.2011 23.45
Özdere-Kuşadası yollarında bi yerlerdeyiz.

29.06.2011 04:02
Hayat ne değişik lan. Ayak uyduramıyorum. Yeni şarkılar çıkmış sözlerini bile bilmiyorum. Avanak avanak olduğum yerde dans etmeye çalışıyorum onu bile beceremiyorum. Yaşlanıyorum galiba. Çok yakın bi arkadaşım kaza geçirdi. Hastaneye yanına gidiyorum sürekli. O ayak uyduramadığım şarkıların çaldığı gecelerin birinin en çirkin anısı bu olucak galiba. "o arabada biz olsaydık garanti ölmüştük canan!" ne çirkin bi cümle bu ya. ay sus sus. hadi kaçtım ben. baysınız.


12.07.2011 17:55
Kazıdayım. Evrenin en mutlu insanı benim yeminle. Yarın arazi başlıyor. Thx God!


25.08.2011 18:56
Urlada bile hava serinlemedi. İzmir' den "yanıyoruz laaağğn!" diye mesajlar alıyorum. O kadar yoğun çalışıyorum ki mesajlara cevap bile veremiyorum. Özlediğim çok insan var. Özlediğim çok zaman var. Özlediğim çok mekan var. Ama unuttuklarımın yanında hiç kalıyorlar. İnsan yalnız kalınca düşünecek çok zamanı oluyor. Düşündükçe kızıyor, öfkeleniyor. Öfkemi toprağa bırakıyorum. Her sabah bu adada doğuyor güneş. Her sabah yeniden uyanıyorum hayata. Bazen yaşananlar aklıma bile gelmiyor artık. Kalbim ferahlıyor. Kalbim boşalıyor. Kalbim artık yenilenmek yeniden sevmek istiyor. Yorgunluğuna inat daha hızlı atmak istiyor. Çocuk olmak istiyor. Heyecanım o kadar büyük ki bazen yaşadıklarıma inat daha çok sevmek istiyorum. Umutsuz değilim artık yepyeni hayallerim var. Amaçlarım var. Hayattan çok başka beklentilerim var. İzmir yepyeni bir özge tanıyacak haber yok. Nasıl hafiflediğimi anlatacak kelime bile yok. Teşekkürler Klazomenai.


01.09.2011 21:10
Masada yazılmayı bekleyen raporlarım var. Ama 2 satır yazmazsam eğer ölürüm yemin ediyorum. Bayramın son günü bugün. Kazı evindeyim. Huzur doluyum. İzmir'den dönüşüm muhteşem oldu. Kordonda rakı içtim lan daha nolsun! Neyse, hoca geliyor raporları süze süze. Kaçtım.

10.10.2011 21:35
17 ders alıyorum arkadaş! 17 nedir ya!! Ama 4. sınıf olmanında haklı gururunu yaşıyorum. Bu senenin sonunda mezun olacağımı düşündükçe çocuklar gibi bağırasım geliyor. Annemler yarın yazlıktan dönüyor. Yarım kalan şaraplar bitsin bu gece.


08.11.2011 14:55
Yaş 24. Henüz yolun yarısı değil allaha şükür.

24.11.2011 16:10
Saflığım yüzünden başıma daha neler gelecek bilmiyorum ama şuan bildiğim tek şey maskeleri düşen insanlar fazlasıyla çirkin oluyor. Çirkinlikleri midemi bulandırıyor. Alın onları ya, istemiyorum.

03.12.2011 22:15
Hoşgeldin..

26.12.2011 22:51
O gün bugün lan sokarım günlüğe.


Zaman ne hızlı geçiyor değil mi seyirci. Bak gözümüzü bir açmışız 1 ocağa 5 gün kalmış. Çok uzatmayacağım da sanırım hayatımın hem en kötü hem en şanssız hem de en zor senesiydi 2011. Unutulmamayı hakketti, evet! Kaybettiklerim çok oldu ama kazandıklarım daha çok oldu. En başta büyüdüm be seyircim. Benim miladım da 2011 oldu. 2012 bu kadar belalı geçmesin ama bi'şeyler öğretmeye devam etsin. Sende yap seyircim, vallahi güzel oluyor. Yeni yılın şimdiden kutlu olsun. Öperim.

16 Aralık 2011 Cuma

küfüre karşıyız ama son kez.....

yıl m.ö 2011. aylardan aralık. 1 ay kalmış lan senenin bitmesine. m.ö esprisi de arkeolog olduğumdan, başka bir amacı yok. bugün taksici "nereye gidelim abla?" diye sorduğunda "bugün blog yazıcam lan!" dedim kendi kendime. yoksa alengirli bi şeyler olduğundan değil yani. o öyle "nereye .. abla?" diyince içimden o kadar farklı yer geçti ki.. o yerleri anlatsam anlatsam blogta anlatırım dedim kendi kendime. taksiciyede "alsancak abiiee" diyebildim sadece. oysa bi bilse içimde kopan fırtınaları. eminim ki bi büyük bitirirdik birlikte.

blogta aşırı küfür etmem hoş değilmiş. bana yakışmıyormuş. hayır, aslında güzel yazıyormuşum ama küfürsüz olsa daha hoş olurmuş. bi sittiriniz gidiniz efendim. blog benim, küfür benim. beğenmiyorsan okumayacaksın. ne yapayım her paylaşımda "+18" mi diyeyim. -ki bunu çok daha önceki kayıtlarımda belirtmiştim zaten. küfür günlük hayatta doğama aykırı, evet! bilenler bilir; yeni tanıştığım birinin yanında evin büyük kızı imajı çizerim hep. bilinçli, akıllı uslu, olgun, oturuşkun! ama yine bilenler bilir; değer verdiğim, önemsediğim birinin yanında kasmam kendimi. huzur vardır çünkü orada. salarım iplerimi. niye kasayım niye tutayım kendimi. o yüzden küfür etmeyen özgeyle tanışıp da "yok efendim neden küfür ediyorsun o kadar o cağğnım blogta" demeyin. orada bi durun, düşünün. önce hayatımdaki yerinizi sorgulayın. sonra benim bloğumu sorgulayın. oldu mu canlarım?

taksi yolculuğum boyunca aslında gerçekten nereye gitmek istediğimi ve nereye ait olduğumu düşündüm. 7 senelik bir boşluğun ardından o 7 sene öncesine geri dönüp bıraktığım yerden devam ettiğim hayatımın geri kalan kısmının nerelerde son bulacağını düşündüm. bi takım planlarım var elbette. hatta hiç bir zaman gerçekleşmeyeceğini bildiğim hayallerim bile var. sevdiğim insanlar var. sevmek istediğim insanlar bile var. yeniler var eskiler var. sevmekten hiç yorulmadım ben. şu hayatta becerebildiğim en güzel şey sevmekti galiba. bazen hiç şüphe duymadan sevdim. bazen sorgulamadan sevdim. bazen karşılık beklemedim. bazen seviyormuş gibi yaptım. bu bi kişi değildi sadece nesnelere de yükledim sevgimi. aslında bana hiç yakışmayan bir kazağı çok sevdim bazen. bazen de hiç bir zaman gidemeyeceğim bir şehri sevdim. bazen bile bile kötü bir insanı sevdim. bencil, çıkarcı, şerefsizin teki olduğunu bilirdim ama yine de sevdim. sevmekten hiç yorulmadım. içimde öyle çok sevgi biriktirmişim ki o sevgiyi yükleyecek insanları aradım hep. birini seçtim "gel bakalım sen yamacıma" dedim. yine sevdim. ne mi kaybettim? ahh seyirci hiç birinizin kaybetmediği kadar çok şey kaybettim. sevgim bazen o kadar çok zarar verdi ki bana.. bazen öyle güzel kullandılar ki onu.. bir dostu sevdim bana "ona yaptıklarını bize de yaparsın" dedi. bir bonsai' yi sevdim bir gün su vermeyi unuttum diye diğer gün soldu dangalak! bir mesleği sevdim ağzıma sıçtı, çıkarlarım için peşinde koşmadığım adam kalmadı. bir şehri sevdim benden o kadar fazla şey alıp götürdü ki bir daha gitmeye yüzüm kalmadı. ben sevdim onlar hep aldı. ama vazgeçmedim. 24 senedir bıkmadan usanmadan sevdim ve seveceğim seyirci. şimdi bi adamı sevdim. 7 sene önce bıraktığım çocuk ruhumla ilk defa bi adamı sevdim. elini tutmak bile huzur verdi. yanında çok şey buldum. en başta kaybetmişliği anlamasını sevdim. günahlarından benimle arınmak istemesini sevdim. günahlarımı onun sayesinde unutabilmeyi sevdim. aylardır bırakıp gitmek istediğim izmirimin sokaklarında onunla yürümeyi sevdim. ve sanırım sadece sevdim..

kim bilir belki bu seferde sevgim bir çocuğun en sevdiği oyuncak olacak. sıkılınca bir yere fırlatacak. ama öyle farklı bir hismiş ki bir adamı yeniden sevmek.. rüyanın en güzel yerinde o soktuğumunun çalar saati çalacak. uyandığımda "lan yine rüyaymış" diye kızıcam kendime. uyanıp kalkıcam yatağımdan. gidip yüzümü yıkıcam. basıp gidicem okula. yani o rüya bittiğinde hayatımda hiç bişey değişmicek seyirci. ama rüyayı ben yine de sevicem. en güzel hikayem olmayacak belki ama yine de bana yepyeni bir tadı hissettirdiği için sevicem onu.. var olduğu için sevicem. sayesinde sahip olduğum tebessümler için sevicem. sevmeyi bi kez daha sevdirdiği için sevicem.

işte bu yüzden herşeyin hayırlısı be seyircim. hayırlısı...

7 Kasım 2011 Pazartesi

İyi ki doğdum.

ahh seneler.. neler yaşatıyorsun, neler kazandırıyorsun ve yanında da neleri alıp götürüyorsun seneler.. ahh zaman.. neler öğretiyorsun adama.. hem de öyle bir öğretiyorsun ki yeri geliyor tokadını ata ata yeri geliyor saçlarımı okşaya okşaya.. öyle şeyler yaşatıyorsun ki unutulmuyor bi yerlerde hatta en derin yerlerde izler bırakıyor. öyle şeyler yaşatıyorsun ki unutmaya mecbur bırakıyorsun insanı. unutmak tek çare oluyor.

bugün benim doğum günüm. yaş oldu 24. Ama hala 11 yaşındaki doğum günümü unutamadım mesela ben hiç. İzmir' e kar yağmıştı. İlkokul arkadaşlarım evin önüne "iyi ki doğdun özge" yazmışlardı. O gün işte derin derin nefes alıp "iyi ki doğmuşum be özge" demiştim kendime. Öyle bir sevinçti be seyirci. sonra 16. yaş günümde babam önüme 1 duble rakı koyup "şerefine kızım" demişti. Arkada Zeki Müren - Sen kimseyi sevemezsin çalıyordu. Ve ben o doğum günümden sonra her rakı içtiğimde o şarkıyı söyledim. 18. yaş günümde hayatımın erkeği dediğim adam 18 tane gül alıp beni benden almıştı. O zamanlar o adamda o güllerde gözümde ne büyüktü bi bilsen seyirci. 22. yaş günümü ülkemden, sevdiklerimden ayrı bambaşka bir dünya da bir barın en kirli köşesinde futbol maçı izleyerek geçirmiştim. Çok içmiştim o gece. Dünyanın en saçma insanı ben olmuştum yeminle.

Bugün 24. yaş günüm seyirci. bir kadeh rakı, 3-5 dost yetiyor artık. Bi de zeki müren- sen kimseyi sevemezsin çalsın, yeter. Daha ne isteyeyim.

İyi ki doğmuşum be seyirci. ohh iyi ki varım yeminle. bugün en güzel benim! bugün benim!! Bugün en tatlı benim..