21 Şubat 2011 Pazartesi

hatalaarr.. hatalaarr. hatalaaar.. (3 kere, "a" lar uzun okunacak ve son kelime bitince iç çekilecek)





hayat tarifi imkansız, saçma sapan, bokum gibi bişi.. insanı ne zaman, nerelere sürüklüyor hiç belli değil. isyan etmeye hakkımız yok. bağırıp çağırmak aman ha kimin haddine.. herkes eline verilenle yetiniyor. "hayır" diye bir kelime yok bu sözlükte. sana verilenle yetineceksin, ha beğenmediysen siktirolup gitmek de yok. mal gibi çekiceksin başına geleni.. 


aslında isyanım neye kime bilmiyorum seyirci.. kendi yediğim bi takım bokların getirileri sonucu hayatımın en salak döneminden geçiyorum galiba. ne istediğimi, kimi istediğimi bile bilmiyorken oturup "lan belki bloğa yazarken açılırım" umuduyla mal gibi klavye başında oturuyorum öylece. o kadar gerizekalı bi durumdayım ki ne yazdığımı, niye yazdığımı bile itiraf edemiyorum kendime. bi insan aynı boku kaç kere yer seyirci? bi insan bile bile yanlış olduğunu kaç defa tekrar eder mal gibi aynı şeyi? bi laf vardır bilirmisin seyirci, bi insan bi hatayı bi kere yaparsa hatadır ama iki kere yaparsa aptallıktır. peki ya bi insan o hatayı 34958634 kere yaparsa ona ne isim veriyoruz?! hayatımın, zırt pırt gözümün önünden film şeridi gibi geçtiği zamanlardayım. oturup içimi döküp, aklımı bi kenara koyup, yüreğimden geçenleri anlatacak kadar cesaretim bile yok. neyden, kimden korkuyorum bilmiyorum. Küçük İskender diyor ya; Sevişirken sözlük kullanıyordum hala. Ama, seni seviyordum. Ve sevdiğimi, sevgimi anlatma telaşıyla hata üstüne hata yapıyordum sana.


anlatamıyorum.. bazı kelimeleri saklı olduğu yerden çıkarırsam eğer bir daha ayağa kalkamam gibi geliyor. pişmanlıklarım o kadar fazla ki.. o kadar çok ki.. nedenlerini her sorguladığımda canımı bi kez daha yakıyorum. karşımda biri var. kocaman biri.. bütün görkemiyle karşımda öylece duruyor.. yüzü, gözleri parlıyor. o kadar çok parlıyor ki hemde, gözlerim kamaşıyor, bakamıyorum. ellerimde kan, ellerimde pas, ellerimde pişmanlıklar, ona dokunamıyorum. dokunmaya korkuyorum. yüreğim en derinde, sanki son vuruşlarıymış gibi onun adını sayıklarken, ben pişmanlıklarım altında ezilip kalıyorum. kimdi, neydi bilemiyorum ama sonu olmayan bi sokakta, hayvan gibi yağan  yağmur altında mal gibi ne yapıcağını bilemeyen bi zavallıyım sanki..  




önümde binlerce yol ayrımı var. hangisi doğru, hangisi yanlış bilmiyorum. eski ben olsam, canım nereye çekerse oraya gidicem. ama içimde bi yabancı var, onu ben bile tanımıyorum. sanki yıllar önce kaybettiğim kimliğim geri dönmüş gibi.. sanki yıllardır aradığım ruhumu bulmuşum gibi.. geçmişimin bütün saflığını bana geri getirip "al gerizekalı, bunları mahvettin" diyen bir ruha yenik düşüyorum. buz gibi bir suya girdim dün. yıkanan, temizlenen sadece vücudum değil, içimdi, düşüncelerimdi, yüreğimdi, ellerimdi. o buz gibi suyla arındım adeta. yeminler ettim, tövbeler ettim. yüreğimi olduğu yerden çıkarıp fırlatasım geldi. ellerimi kesmek istedim. kendimden kurtulmak istedim. öyle bir arınmak ki, veda ettim ruhsuzluğuma adeta.. sokaklar geldi gözlerimin önüne, insanlar geldi.. içkiler, şarkılar, gülümsemeler, kelimeler, dönen ışıklar, bir bahar havası geldi gözümün önüne.. sonra yağmurlar, acılar, acıtanlar! hepsini sildim içimden. sildim acıtan her hatıramı adeta. sonra buz gibi suya veda ettim, söküp attıklarıma değil. 


bir başka ben değil, seneler önceki ben oldum. ait olduğum ben oldum. olmam gereken ben oldum. kaybettiklerime inat, daha çok kazanmak için söz verdim kendime.. savrulup giden hikayeme inat, en baştan daha güzel bir hikaye yazıcam diye yeminler ettim. elimden tutanlarla değil, bu sefer tek başıma ayakta kalıcam dedim. binlerce kez aynaya baktım. "hoşgeldin" dedim geri gelen ruhuma. "hoşgeldin" dedim seneler sonra tekrar bulduğum ruhuma.. 


şimdi bunları okuyanlar hiç ama hiç umrumda değil.. umrumda olan bunları hiç bir zaman okuyamıcak olan biri.. hiç bir zaman yaşadıklarımı anlayamıcak biri.. hiç bir zaman beni göremicek olan biri.. ben onun içinde bir başka adam sevdim. ben onun yüreğinde başka bir yürek sevdim. bir gün geri gelirse, eskisi gibi olursa yine baharlar, belki o zaman okur içimden geçenleri.. ama hiç bir zaman şahit olamıcak bu kelimelere, satırlara.. 


şimdi tutuyorum o adamın elini yeniden.. tekrar giriyorum o yola.. üzerimde bembeyaz bir elbise. ellerim artık kan kokmuyor. yüzümde yok artık o utanç. işte ayaktayım lan, işte burdayım diyebiliyorum hiç korkmadan. yaşadığım her şeyi bu satırlarla atıyorum bir uçurumdan aşağı sanki.. kirli olan her şeye veda ediyorum. utanan beyazlarımdan kurtuluyorum. 


"seni seviyorum" demenin o inanılmaz huzurunu içimde hissediyorum. gözlerimden akan her yaşla sana dokunuyorum. hiç gelemediğim sana, artık yeni yürümeye başlayan bir çocuk gibi adım adım yaklaşıyorum. seni seviyorum. SENİ SEVİYORUM ERKAL İPEK!













Evet, bloğa şarkı sözü yazan o mal benim.





Sessiz, yorgun, ağır, gözkapaklarım kapanıyor yine… Yine…

Yıkık, dökük, bu şehrin duvarları birer birer üstüme yıkılıyor yine…Yine…
Kuş sürüleri terk ederken bu şehri, ardında yoksul ve kimsesiz çocuk gibi bırakıyor yine… Yine…
Ve sonbahar sinsice yaklaşarak peşinde köpek gibi bir yalnızlığı üstüme sürüklüyor yine… Yine…
Sözler hep yalan! Yeminleri unut!
Bir veda bir sebepsiz tokat gibi çarpıyor yine… Yüzüme…
Şarkılar yalan! Duyduklarını unut!
Bir hikaye rüzgarın ellerinde savruluyor yine… Yine!
Kestim! Akıttım! Damarlarımdaki kanımda akan o kirli siyah yalanları! Olmadı!
Sildim! Çıkardım! Yüzümden kazıdım yüzüme çizdiğin o siyah derin yazıları! Olmadı!
Kustum! Tükürdüm içimde senden kalan o keskin o acıtan hatıraları! Olmadı!
Söktün! Defalarca diktim o küçük ellerinle açtığın ve sızlayan bütün yaralarımı! Olmadı!
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
Niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın çocuk!
Göremiyorum, duyamıyorum artık dokunamıyorum çocuk!
Anlatamıyorum anlatamıyorum artık ağlayamıyorum çocuk!
İnanmıyorum inanmıyorum artık inanamıyorum çocuk!
Bilmiyorum bilmiyorum artık sevemiyorum çocuk!
Ne yağmur, ne kar, ne yüzüme vuran rüzgar, canımı yakan acıtan sonbahar, daha dinmedi çocuk!
Seni silmedi çocuk!
ALEV ALEV YANAN KİRPİKLERİNDEN SAÇILAN KIVILCIMLARINLA BAŞLAYAN
BU YANGIN DAHA SÖNMEDİ ÇOCUK!
Sönemedi çocuk!
Bu viran şehirde, bu viran hikaye henüz bitmedi! Bitmedi bitmedi bitmedi çocuk! Bitemedi çocuk!
Bu aciz şarkılar, bu aciz dualar seni geri getirmedi getirmedi getirmedi çocuk! Dönmedin çocuk!
Bana ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın… Ne yaptın çocuk!
Bunu niye yaptın… Niye yaptın… Niye yaptın… NİYE YAPTIN ÇOCUK.



Bugün günlerden hiç. Benim adım yok. Kanatlanıyor içimden binlerce siyah kelebek.
Savruluyor rüzgarda yaprak gibi kalbim, uzaklarda bir yerde. Kalbim kayıp.
Karanlığa dokunabiliyor sanki ellerim.
Sadece sesler duyuyorum. Ayak sesleri uzaklardan.
Susuyorum. Sessizlik keskin. Bekliyorum. Beklemek keskin.
Burdan gitmem gerek. Her şeyi unutmam gerek.
Acımıyor bileklerim. Acımıyor hiç! Acımıyor ellerim, avuçlarım. Acıtmıyor hiçbir şey.
Acımıyor tenim, dokunduğun yerler.
Acımıyor artık kalbim. Kalbim.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ellerimin izlerini.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki kaderimin sökülüşünü.
Sadece sessizce durup öylece izlemek istedim bir meleğin ellerindeki kalbimi.
Sadece öylece durup sessizce izlemeyi istedim, sadece bir meleği sevmeyi.
Hep bir şey eksik gibi ve hep bir şey yarım ve hep bir şey yok artık sanki.
Ne bir isim var duvarlarında, ne de okunabilen bir cümle.
Sadece sessizce durdum ve öylece izledim bir meleğin ellerindeki ölümümü.
Öyle beyaz ve öyle, öyle maviydi ki. Öyle güzeldi ki ve öyle, öyle masum ama.
Öyle yanlış öyle, öyle yanlış ki ve öyle ve öyle çocuk.
Kalbim. Tüm maviler kirli şimdi ve tüm beyazlar utanç içinde ve sadece uyumak,
UYUMAK İSTİYORUM.

Cem Adrian- Bana ne yaptın

4 Şubat 2011 Cuma

''Dönüşüm muhteşem olacak'' dediysem affola seyirci, maalesef dönüşümün bi boka benzediği yok!

Merhabalar seyirci..
Uzun bir aradan sonra yeniden klavye başındayım. Günlüğüne ihanet etmiş ergen kızlar gibi ''yeeaa yazamadım işte günlüğüm, ama herşeyi anlatcam söz, mehmetten ayrıldım, hasanla çıktık ama yamuk yaptı ibne. sonra fatih yavşadı yüz vermedim ama mahmuta hastayım!'' tripleriyle ayrıntı veremicem. Ha çok merak eden olursa işi bıraktım, sade ve sadece okul hallerindeyim, asker yolu beklemekteyim ve lanet olası okulda bi dönemi daha geride bıraktım.

Bi zamanlar yazdığım blogları okudum yazmadan önce.. İnsanın hayatı aslında tahmin bile edemiceği kadar hızlı değişiyor. Girdiğimiz her yol bize farklı bir deneyim oluyor. Öğrendiklerimiz yanımıza kar kalıyor ama bi o kadar da fazla şey kaybediyoruz aslında! Ama inan artık bi sikimde değil birilerini kaybetmek seyirci! Onlar oturup ağlasınlar, onlar kaybetti çünkü! Oturup ''onları'' konuşup asablarımı bozamıcam şuan.

Okul hayatım çok boktan be seyirci! Erasmus yüzünden kalan bütün derslerimi bu dönem verdim ama hayvanımsı bir performans sergiledim. Takdir edin lan beni! Okul hayatımın kariyer kısmı bu aralar bok çukurunda resmen. Çalışıyor olmaktan gurur duyduğum kazımdan geçen hafta mail aldım. ''Bu sene çalışmayı talep ettiğiniz sektörde bi reaksiyon yok, çok istiyorsanız alakanız olmayan bi sektörde it gibi çalışabilirsiniz.'' demişler. Bu durumda amele gibi hiç anlamadığım bi alanda calısmak yerine çok sevdigim kazımdan vazgeçmeye karar verdim. Şimdi arayıştayım seyirci. Fellik fellik iş aramaktayım. Bende ülkemin işsizler yelpazesine sonunda katıldım yani!


Aylardır ''blog yaz artık, kafana sıçıcam'' diyen pek sevgili arkadaşım Canan'ın gönlü olsun diye bu akşam bir iki bişiler karalayayım dedim. Ancak İstanbuldayım, atmosferim performansımı iyi derecede yansıtıcak durumda değil. Bu bakımdan asıl yazacaklarımı İzmir' e saklıyorum seyirci. 


Ama en azından artık biliyorsunuz, ölmedim halen yaşıyorum. Kıçımın keyfi yüzünden yazmıyordum ama özlemişim. 40 yıllık blog yazarı değilim, her akşam '' lan millet bekler, kahvemi alayım da oturup yazayım'' diyemiyorum. Hatta, haşa bırak 40 yıllığı, ben blog yazarı bile değilim seyirci. Aman diyim komşular, yok öyle bi niyetimde! Bu ülkeye bi ''Pucca'' yeter. 

İzmirde buluşuruz yine seyirci. öptüm o zaman, ok, kib, bye!