Hava bir temmuz akşamı sanki.. Balkondayım. Ve sonunda evimize fesleğen girdi. Mis gibi kokusunu içime çeke çeke çayımı yudumluyorum. Huzur dolu bir cuma akşamından bildiriyorum seyirci.. Anlamsız, umutsuz, mutsuz, üşengeç, yorgun ruhumla beraber uzun zamandır hiç bu kadar sakin geçmeyen cuma akşamlarıma inat oturup blog yazıyorum. Yazılacak, çizilecek çok konum var aslında. Ama artık anlatmaya mecalim yok. Çünkü artık insanlara hayatın sandıkları kadar çirkin olmadığını anlatacak inancım kalmadı. Ne çok insan girdi hayatıma. Ne çok insanla beraber gülüp beraber ağladım. En unutulmaz anlarımda ne çok yüz geliyor gözümün önüne.. Her defasında pes etmeden daha da çok sevdim insanları. Değer vermek sanki sıradanlaştı benim için. Bi insanı sevince o insana içimi dökmeyi marifet sandım. Bütün yanılgılarım, bütün kayıplarım da bu yüzden oldu ya zaten.. Her defasında kırılmaktan yorulmayan yüreğim yine güvendi, yine inandı. Dostlar kazanmaya çalıştı. Anlar yaratmaya çalıştı. Unutulmaz olmaya uğraştı. İnsanların hiç bakmadığı pencerelerim oldu benim. Onlar kendi pencerelerinden koca bir kışı seyrederken ben rengarenk bir bahar gördüm hep.. İnandığım şeyler farklıydı çünkü hep.. Güvendiğim hislerim vardı. Yoğundu içimdeki sevgi denen o şey.. Attığım hiç bir adımı düşünerek atmadım. Ve o adımlar hep uçurumlara çıktı. Düştüm. Dipsiz bir çukura düştüm.. Üstüme beton döktüler sanki sonra.. Şimdi ben de mi onlar gibi olacaktım? İnsanları sevmeyi bende mi unutacaktım? Güvenmeyi, gülmeyi, hissetmeyi, anı yaşayabilmeyi, düşünmeden, sorgulamadan, yargılamadan paylaşmayı bende mi unutacaktım? Herkes ne kadar çok büyümüş.. Herkes ne kadar çok sorgular olmuş. Ayrıntılar durumun bir parçası olmaktan çıkıp ne ara durumun ta kendisi olmuş? Ben sanırım hala 10 yaşında küçük bir kız çocuğuyum. Sokakta gördüğüm herkes dostum.. Sokakta gördüğüm her top benim.. Sokakta gördüğüm her ağaca tırmanabilirim. Cebimdeki şekerleri herkesle paylaşabilirim. Peki şimdi kötü olan ben miyim? Hatalı olan, yine yanlış tuşa basan ben miyim? Herşeyi mahveden, bütün hayalleri bir bir buruşturup çöp kutusuna fırlatan ben miyim? Tertemiz bir masa örtüsüne çilekli dondurmayı düşüren ben miyim?
Huzur dolu bir cuma akşamından yazıyorum seyirci.. Huzuru artık mis gibi kokan fesleğende arıyorum. Huzuru artık gözlerimi kapatıp hayal ettiğim yerlerde arıyorum. Huzuru sonsuz yalnızlığımda arıyorum. Büyüdükçe eksiliyorum. Büyüdükçe yanlış oluyorum ve her yanlışımla bir doğruyu götürüyorum. Ben gidince bitecek mi bu kaos bilmiyorum ama artık düşüncelerimle, hislerimle çelişiyorum. 25 yıldır kimseyi tartarak sevmedim. Kimseyi tanıdıkça da sevmedim. Sevmek için sebepler aramadım kendime. Ben sadece sevdim. Şimdi sevgimle çelişiyorum. Yanılgılarım, hayal kırıklıklarım sinsi sinsi gülüyor karşımda.. O kadar yaşanan şeyden sonra yalnızlıkla başedemeyecek kadar güçsüz değilim. Korkmuyorum. Ama sevmek bu kadar mı değersiz artık? Bu kadar mı önemsiz.. Güvenmek insanlara bu kadar mı tehlikeli? Bu kadar mı çirkin? Bu kadar mı acımasız?
Huzur dolu bir cuma akşamından yazıyorum seyirci.. İçimde inandığım ne varsa hepsinin birer yanılgı, birer hata olduğunu kabullenerek tek tek basıyorum şuan tuşlara.. Belki her tuşa basışımda bir duvar daha örüyorum etrafıma.. O duvarın içine en yakın dostumu, kendimi, koyarak bütün huzurumla uzaklaşıyorum o çirkinliklerden.. Her ne olursa olsun, kaybedeceklerim ne kadar büyük olursa olsun asla vazgeçmeyeceğim inandığım şeylerden.. Karakterim, ruhum asla izin vermeyecek çirkinliklerin yüreğimin en saf yerine hücum etmesine.. Bi yerlerde hayat yine devam edicek, bi yerlerde yine konuşacaklar.. Bi yerlerde "kötü" ben olucam yine.. Ama içimdeki tertemiz dünyamdan kimsenin haberi olmayacak ve belki de artık sadece o mis gibi kokan fesleğenle devam edicem yoluma..
Huzur dolu bir cuma akşamından herkese iyi geceler diliyorum seyirci.. Yaz gecelerinizin hep mis gibi fesleğen kokması dileğiyle..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder